Macera

Yeşil Sahanın Kızı

Yeşil Sahanın Kızı

Bin dokuz yüz seksen beş yılının bir mart sabahı dünyaya gelmişim. İstanbul’a daha önce hiç yağmadığı gibi kar yağdığı günler de sanki doğmamak için hava şartlarıyla anlaşma yapmışım. Annemin mesleğini son ayına kadar yapması ayrıca içinde beni de taşıması sebebiyle yorgun düşmesi belki de güçlü sancılara rağmen uzun süre uykusundan uyanamamasının sebebi olmuştur. Babam anlatırdı küçükken, o kadar kısa süre de ve uygunsuz hava şartlarına rağmen beni ve annemi hastaneye yetiştirmeye çalışmaları gerekiyormuş ki hastane yakın olmasa kendi doğurtmayı bile düşünmüş. Bakmayın, babam ne doktor ne de böyle bir şeyi yapabilecek bir karakter de. Babam mübalağayı gerçekten bir sanat olarak kullanır.

            Öyle ya da böyle dünyaya geldikten sonra Leyla denmiş adıma. Leyla, Mecnunu aşkından çöllere düşüren, bir destana konu olan bu ismin aslında hiç de bana uygun olmadığını yüzüme bakınca anlamamışlar tabi.

İlk aylarım hayatımın ileriki dönemlerinde de olduğu gibi sıkıntılı geçmiş. Belki babamdan aldığım abartıyı ağlamalar da kullanmam belki annemden aldığım inatçılığımla bu ağlamaları hiç durdurmamam. Annem ve babam çok çekmiş benden öyle demezlerdi ama büyüdükten sonra gülerek anlatılan çocukluk hikâyelerinde hep biraz sitem yok mudur?

            Babam polis olması sebebiyle gerek gece devriyeleri gerek savcılıkta uzayan işleri nedeniyle annemin yanında çok fazla olamamış. Birlikte yapılan, birlikte heyecanla beklenilen, birlikte sevilen çocuklar iş bakım kısmına gelince nedense sadece anneye kalıyor zaten. Annem de ailesinin tüm reddetmelerine rağmen seçtiği polislik mesleğini benim doğmam sebebiyle bir süre rafa kaldırmış. Sevdiği mesleği yapmak yerine huysuz kızına bakmak annemin en önemli fedakarlığı olmasa da büyük bir fedakarlıkmış.

            Neredeyse dört yaşıma geldiğimde ancak anlaşılır cümleler kurmam ve ancak yürüyebilmem bizimkileri biraz korkutmuş. Bende bir şey var zannetmişler, normalin dışında bir şey, dedem sakinleştirmiş onları “benim güzel kızım ne zaman isterse o zaman yürür ve konuşur karışmayın siz” demiş. Bu sözlerden güç aldığımdan mıdır bilinmez o akşam annem ve babamla konuşmuş üç adım attıktan sonra yere kapaklanmamışım. Beş yaşım ise dünya da hiçbir şey yapmadan geçirdiğim dört yıla inat gerçekten yaşadığım bir yıldı. Ve artık mışlı geçmiş zamanlardan dılı geçmiş zamanlara geçiş yaptığım bir yıl. Çünkü hafızam bundan sonra yaşadığım hiçbir şeyi ne uyanıkken ne de uyurken unutturmadı bana.