Deneme

UMUDA DAİR

Yaşanmışlıkların neticesinde bir kuru gürültü kaldı hayatımıza dair. Yüreğimizin çırpınışının son gürültüleri. Sessiz , cılız ve bir o kadarda kimsesiz. Bir çok kereler son bir dirençle yeniden başlanmak istenen ve sonucu görülemeyen gürültüler. Kaç yüz insan farklı hayatlarının içinde ne de çok yaşıyor bu çöküntüleri. Elinde olarak ya da olmayarak. Talih kimilerine bol kepçeli sunuşlarda, kimilerini de sınama da. Hani şükür mekanizmasını devreden çıkartsan yaşamak adına kırıntılı mutluluk izleri bulursun bol bol. Diyorum ya şükür.           İnsan bunca bitirişlerin yeniden doğuşunu bu yolla bulmuyor mu?           Tanıdığım nice insan var. Hayatın bir yerinde kaybolmuş, kendi elinden başka tutacak ikinci eli bulamamış. Bu yalnızlık sendromları, kendini önemsiz hissetmeler, hep anlaşılamama düşüncesi ; beynin dipsiz kuyularında saklı kimsesizlik hissiyatından değil de ne? Bir insanın kimsesizliğine kimse olmak zor olmasa gerek. Biraz dinlemek, biraz anlamak, birazda empati. Ben bunu hep yaptım ve yapmaya da devam ediyorum.             İnsan, kendine insan olmamalı sadece. Görmeli ve anlamalı ,adını koyabileceği her duyguyu, insanı ve insana dair hayatı. Bazen uzanmak boş kalan bir ele, bazen de hiçliklerle boğuşan yüreklere. Bunları başarmanın ilk şartı kendini anlamak ve sevmek. Yalnızlık duygusunun her köşe başını boşluğa düşmeden dönebilmek.            Yakınında, uzağında kimse yok mu? Kendini dibe çekme. Dipler hele ki; duygusal boşluğun dipleri ıssız sonu da, yalnızlık ve kimsesizlik olur. Ben de yıllarca diplerde dolaşmış biri olarak biliyorum ki akıllı bakarsan bir yükselti çıkıveriyor karşına. Ama görmek istersen,kendini sever ve önemsersen. Ve de kendini hayatın tozlu raflarına kaldırmazsan mutlaka bir el uzanır sana, görmeyi başarırsan, sevmeyi bilirsen.