Kısa Hikaye

TAHLİL

Doktor onca lafın üstüne bir de idrar tahlili istemişti.Kafası kalabalıkken zaten “ne -nedir?” diye düşünmedi,çıktı.Bir sürü kağıdı bir sürü masaya onaylattı,kaşeletti.Sonra başka bir sıraya girip plastik bir kap aldı.Pisuvarın başına gitti de ihtiyaç olan ihtiyaç piyasada yoktu.

Gelmesini beklerken tuvaletin beyazında soğuktan içi titredi.Çocukken eski evde de böyle olurdu.Nasıl olmasın,sobalı ev.Sabah sıcacık yorganarası battaniyeden çıkmak zaten bir dert.Gece soba sönünce ortalık soğur, tuvalet daha da soğur.En fenası da o sabahın klozet kapağı.

Uykuyla uyanıklık arasında pürüzlü duvara dalardı.Sıva düzgün olmadığı için gün ışığında başka,sarı ampulde başka gölgeler oluşurdu.Tuvaletin ampulü kestiğinde bazen hemen değişmezdi de yenisi gelene kadar lavabonun ampulü daha da gölge düşürürdü.İşi uzun sürerse duvardaki gülen,sevimli jaguarı bile görürdü.O zaman şanslı olduğunu sanırdı,çocukluk aklı işte.

Kendi kendine gülümserken hastane tuvaletinin duvarı burnunun dibinde bitiverdi birden.Uzun beyaz florasanlar titreyerek gölge yapıyordu ama bir şeye benzer bir şey yoktu.

“Ulan bi’ uyumak bi’ de unutmak insanın elinde değil,hayret derdin.Al sana hayret!Sonuç ne çıkacak asıl onu bekleyecekken şimdi gelmeyen çişten nerelere gittin” dedi içinden.Allah’tan ,ne kadar beklediyse artık, o gıcık -nereden geldiği belli olmayan damla sesi sonunda işe yaradı da ‘musluğu’ açtı.

Numuneyi aynanın önüne koydu.Söylene söylene elini soğuk suyla yıkarken kendisini aynada görünce bi’şaşaladı.Gömleğinin ön cebinde biraz mürekkep lekesi vardı,kızdı kendine.Sonra “Sonuçta ben kalem adamıyım.Eliyle çizmeyene mimar mı denir?Kasap nasıl et kokuyorsa bu da bizim kusurumuz, olsun o kadar!” diye söylendi.Sonra kendi sözü kendine afilli geldi,hoşuna gitti.Çocukluğunu düşündü sonra,mürekkep lekesine baktı.Numuneyi aldığında artık hepten kıkırdıyordu.Tuvaletten çıkarken tahlillerin telaşını kendinden memnun ,tatlı bir gülümse aldı.