Deneme

SOKAKTAKİ CANLAR

SOKAKTAKİ CANLAR
 
 

 

SOKAKTAKİ CANLAR

 

Kedi ve köpeklerden bahsediyoruz, yani kadim dostlarımızdan. Avcı toplayıcı zamanımızdan bu yana bize eşlik eden, yaklaşık 20.000 yıl önce evcilleştirdiğimiz köpekler ve yaklaşık 10.000 yıl önce yerleşik hayata geçtiğimizde-kendi tercihleriyle-bizlere yoldaş olan kediler…

İnsanların bu can dostlarımıza yaklaşımlarını üç başlık altında inceleyebiliriz: İlki “boş verenler.” Her günkü yolumuzda, işimize gider gelirken, okul yolunda,  marketin önünde, yol kenarında gördüğü kedi veya köpeğe başını çevirenler. Bu gruba duyarsızlar diyelim. İkincisi “sahiplenenler.” Buradaki sahiplenmeyi, onu hemen eve alıp evde bakma besleme olarak düşünmeyelim: Su, yiyecek, barınma ihtiyacını mümkün olduğunca kısa sürede, yerinde karşılamaya çalışmak. Merhamet sahibidir, yüce gönüllüdür. O kedi ya da köpeği doyurmazlar, su içirmezlerse kendilerinde eksiklik duyarlar. Altın kalptir bunlar. Son olarak “zarar verenler.”  Sokak hayvanlarına zarar veren, onlardan nefret eden, içinde hayvan sevgisi bulunmayan bu insanlar, onları zehirliyor, uzuvlarını kesiyor, ateş ederek öldürüyorlar. Bu yazının konusu bu tür insanların eğitimi değildir, kara vicdanlıdırlar, onları psikologlara, sosyologlara havale ediyorum. Sokaktaki canlarımıza zarar veren bu zalimleri görünce mutlaka yasal mercilere haber vermeliyiz. Bu cana kastın, caniliğin, katliamın engellenmesi vicdan sahibi her bireyin görevi olmalıdır.

“İnsan ruhunun bir parçası hayvan sevgisini tadana kadar uyanmaz.” diyor Anatole France. Bir kedi veya köpeği sevmek, sahiplenmek, evlerimizde beslemek, onlarla birlikte yaşamak bir tercih elbette. Etrafı kirletmelerini, biraz dağıtmalarını göze almak gerekir. Ev içerisinde bir köpek beslenemeyeceğini düşünebiliriz; ama çok rahat besleyenler var. Bahçeli bir ev köpek için çok ideal olabilir; ama kediler öyle değil, kendi kendilerini temizlediklerinden pekala bir arada yaşayabiliriz. Köpek ya da kediden kişiliğimize uygun olanını sahiplenip besleyebilir, onlarla can yoldaşlığı yapabiliriz.

Köpekler sadıktır. Seversin onları, onlar da sever seni. Duygulardan anlar, hisseder, kendisine yakın olanları tercih eder. Koruyucudur, tehlikelerden, zarardan korur. Sever, sevdirir. Ama kedi öyle mi ya… Canı istediğinde seni sever, sen onu sevmeye kalk, kaçabilir, daha önemli işleri vardır kendince. Sevildiğini de bilir ama. Kim onu sever, hisseder. Kedi veya köpek besleyenlerin ruh halleri de farklıdır. Kedi severler; açık fikirli, yaratıcı, cana yakın, duyarlı ve hüzünlüdür biraz da… Köpek severler ise enerjik, sosyal, içinde bulunduğu toplum kurallarıyla barışık, arkadaş canlısıdır. Etrafımda kedi ve köpek besleyen kişilerden bolca örnek var. Ortak özellikleri; çevreye duyarlı, sevgi dolu olmaları, rahat iletişim kurabilmeleridir.

Evde sorun yok ama sadık yoldaşlarımız, canlarımız sokaklarda maalesef. Bizim ilgimize muhtaç. Bizim yardımlarımıza, insanoğlunun desteğine muhtaç; beslenme açısından, barınma açısından… Kışın soğuktan korunacak bir yere, kapalı bir ortama ihtiyaçları var; yazın da susadığında suya ulaşabileceği kaynaklara ihtiyaçları var. Yaşamaları için yiyeceğe ihtiyaçları var. Avcı toplayıcı hayatımızdan, yerleşik hayata geçmişimizin başlangıcından itibaren bize destek olan, yoldaş olan bu iki türe bizim de destek olmamız gerekiyor. Kadim dostlarımıza vefa böyle gösterilir.

Sokaklarda sahipsiz canlar artıyor. Beslediği hayvandan sıkılıp, onu sokağa bırakan şımarıklar ayrı bir psikolojik vaka ancak; son birkaç yıldır yaşadığımız kriz, artan ekonomik zorluklar en son da bir yıldır yaşadığımız pandemi sürecinden daralan bütçe, evinde evcil hayvan besleyenler-maalesef-artık kendilerine bir yük olarak gördükleri canlarımızı sokağa bırakıyorlar. Bu yükü üzerilerinden atıp, onlardan kurtulma yollarını arıyorlar. Burada “Önce can, sonra canan.” diye düşünüyorlardır. Empati yapmak gerek, haklı da olabilirler. Ama sahiplendiği bir hayvanı sokağa bırakmak yerine elbette yeni sahipler bulabilirler ya da resmi kurumlara, belediyelerin hayvan barınaklarına teslim edebilirler. Belediyeler bu konuda duyarlılıklarını geliştirdiler, oraya gelen canlara bakıyor, onları sahiplendiriyorlar. Güzel hizmet.

Bazen bu canlar zarar görmüş, rahatsız, yaralı olarak karşımıza çıkabilir. Bu durumda yaşadığımız yerdeki belediyenin ilgili birimleri aranıp tedavi ettirilebilir, bu hususta da duyarlıdır belediyeler. Ya gelip hayvanı alarak müdahale ediyorlar ya da biz hayvanı ilgili birime götürdüğümüzde ilgileniyorlar. Geçtiğimiz yaz böyle bir kediyi Bursa Nilüfer Belediyesinin ilgili birimine kendimiz götürdük ve yakın ilgiyi bizzat yaşadık. Duyarlı olmalıyız canlarımıza.

“Koskoca dünyada bir avuç yer kaplayan canlarımız.” demişti kedi sever bir arkadaşım. Neler yapabiliriz onlar için? Sahiplenebiliriz, yanımızda mama bulundurabiliriz, yemek artıklarımızı onlar için ayırabiliriz, hayvan hakları konusunda daha duyarlı olabiliriz.

Dostluğumuzun binlerce yıl öncesine dayandığı, kadim yoldaşlarımıza sahip çıkalım, bilinçli olalım; onları sokağa bırakmak çözüm değil, istenirse çok güzel ortamlar yatılabilir. İsteyelim. “Bir milletin büyüklüğü ve ahlaki gelişimi, hayvanlara olan davranış biçimi ile değerlendirilir.” Mahatma Gandhi

Karantina günlerinde en güzel dilek: Kalın sağlıcakla…

 

Namık BUDAK

21.12.2020

 

namikbudak@gmail.com