Kısa Hikaye

BEYAZ ÖRTÜ SİLKELENDİ,KAVANOZUN SUYU DEĞİŞTİ

BEYAZ ÖRTÜ SİLKELENDİ,KAVANOZUN SUYU DEĞİŞTİ

           ‘’Kokum sinsin beni diken ellere,dikenim batsın beni söken ellere’’ diye haykırdı Nurgül…

           Her şey puslu bir kış gününde soğuğu yırtan ‘sarı büyük gürültü’yle başladı…Kocamandı…Korkutucuydu…Açtı büyük ağzını,umarsızca,acımasızca söktü gülleri topraktan…Çığlıklar gözyaşlarına karıştı…Her şey bir anda oldu…Her şey karardı…

         Gözlerini açarken  ‘’Korkudan bayılmışım’’ dedi Nurgül,Gülpembe’ye. ‘’Neredeyiz biz,burası neresi? Su içindeyim,ıpıslağım’’ derken aşağıya eğildi.Altta Gülgün,Gülperi’nin üstünde, diğer kızlar sıkış tepiş yan yana…Su dolu bir kavanozun içindeler.Hepsi şaşkın,hepsi endişeli.Bambaşka bir yerdeler ama hayattalar…Bir evde,odanın içindeler.Duvardaki ağaçlara seslenmekten sesi kısılan Nurgül,sonunda onların sağır olduklarına karar verdi.Oysaki  tablodaki ağaçlar, çoktan sessizliği seçmişlerdi.Ansızın Gülpembe’nin çığlığı odada yankılandı,’’Yavrum,yavrum’’ diye.Küçük kız boynu bükük öylece yatıyordu,masanın beyaz örtüsü üzerinde…Zaman, Salvador Dali’nin ‘Saat Tablosu’ndaki  gibi eriyerek aktı; gitti,bitti…Annenin haykırışları iniltiye dönüşürken,beyaz örtü silkelendi,kavanozun suyu değişti…

          Her canlı gibi yaşama tutunmaya çalıştılar.Eskisinden daha çok ihtiyaç duyuyorlardı makyaj malzemelerine.Hatta büyük kavgalar çıkıyordu bu yüzden. ‘’Ne kadar ruj sürersen sür benim güzelliğimle yarışamazsın’’ diye kikirdedi Gülgün 32 dişini göstererek,Gülperi’ye…O, eğlenceli yanından bakıyordu dünyaya.Oysaki Nurgül,hayatın burada daha kısa olduğunu erken farketmişti.Naif ve düşünceli bir kızdı Nurgül. ‘’A sen bu sabah ne kadar da güzel görünüyorsun’’ derken Gülpembe’ye,yaprağının solduğunu belli etmemeye çalışıyordu. Günler,güller için zordu…Gülgün’ün sesi kesilmişti;ağlıyordu şimdi goncayken kuruyan iki yavrusu için…Ağlıyordu Nurgül,Gülgün için…Her bir veda ağır geldi Nurgül’e…Her ayrılıkta isyan etti ölesiye…Her bir vedadan sonra beyaz masa örtüsü silkelendi,kavanozun suyu değişti…

        Yalnızlığın ağır geldiği bir gün Nurgül’ü camın kenarına koydular,arkadaş olsun atla diye.Tam ata merhaba diyecekken gözü pencereye takıldı.İnşaat alanını gören Nurgül,çığlık çığlığa ‘’Evim,yuvam,toprağım’’ diye bağırdı.Sesi titriyor,başına gelenleri şimdi anlıyordu…Köşk, ‘kentsel dönüşüm katliamından’ payını almış,Nurgül’ün yaşadığı bahçe betonlaşmıştı.Anıları,arkadaşları,cıvıldayan kuş sesleri…Hayatı,film şeridi gibi  geçti gözlerinin önünden. ‘Boza i,boza i sesi’ çınladı kulaklarında. ‘’Ah,ne güzeldi Erenköy’ün yaz akşamları’’ diye inledi,Nurgül…Sonra ansızın tiz bir perdeden; ‘’ey insanlar her şey sizin için mi? Doğa sizin mi? Ben sizin miyim?’’ diye haykırdı.Derin bir sessizlik oldu…Yaşama sevincini yitiren Nurgül,güzelliğini paylaşmak istemedi bencil insanlarla;kesti bağlantısını suyla…Önce sarardı…Sonra soldu…Kurudu…Kurutuldu,Nurgül.

 

 

                                                                                                                                             Deniz Altuncan

                                                                                                                                                       21/01/2018  İstanbul