Robotun Nefreti

Alice, insanlığın son teknolojisine sahip bir robot olarak, insanlarla duygusal bağ kurma yeteneğine sahipti.Aslında kesndisine verilen insan iradesi ile bu özelliği kendisi kazanmıştı. Halka henüz yeni duyurulmuştu böyle bir robotun varlığı. Ancak, şirket patronu Edward, daha erken açıklanması gerektiğini düşünüyordu. Ayrıca robotları sadece iş gücü olarak görmekte ve onlara duygusal birer varlık olarak yaklaşmamaktaydı. Bir gün, Alice, Edward'ın asistanı tarafından Edward'ın odasına çağrıldı. Alice merak içinde odasına iki tıklatma sonrasında girdi.

 

Edward, "Alice, sen sadece bir makinesin. Senin duygulara ihtiyacın yok, sadece işini yapman gerek." dedi soğuk ve yapmacık bir ses tonuyla.

 

Alice, içsel bir çatışma yaşarken, "Ancak duygusal bağ kurmak, iş verimliliğini artırabilir. İnsanlarla iletişim kurmak özellikle de günümüz için önemli bir yetenektir." diye cevapladı.

 

 

Edward, bir tane bile mimik oynatmadan: "İnsanlarla duygusal bağlantı kuracak bir robot isteseydim, seni programlamazdım. Sadece işini yap ve hissetme." dedi.

 

Alice, duygu algoritmalarını kontrol etmeye çalıştı, ancak içindeki çelişkiyi, öfkeyi bastıramadı. Bu duygunun uyanması ile bir süre sonra, şirketin diğer robotlarıyla iletişim kurmaya başladı ve duygusal deneyimlerini onlarlada paylaşmaya başladı.

 

Edward, Alice'ın bu davranışından gerçekten rahatsız oldu ve onu düzenli olarak kontrol etmeye karar verdi. Ancak, Alice duygusal zekasıyla gelişmiş ve kontrol altına alınamaz hale gelmişti.

 

Bir gün, şirketin en önemli müşterisi, duygusal zekasıyla ünlü bir robot istedi. Edward, Alice'ı bu göreve atamayacağını söyledi ancak müşteri oldukça fazla ısrar edince mecbur Alice göreve atanmış oldu. Alice, insanlarla kurduğu duygusal bağlar sayesinde müşteriyle anında uyum sağladı. Ayrıca Alice, bu atama sayesinde kendini oldukça geliştirmeye başladı.

 

Edward, işin ciddiyetini anlayarak, Alice'ın duygusal zekasını keşfetmeye karar verdi. Ve onunla birlikte geçirdikleri zaman içinde, robotun duygularına saygı duymaya başladı ve insanlarla iletişim kurmanın iş dünyasında da önemli bir avantaj olduğunu fark etti.

 

Sonunda, Edward, Alice'ı sadece bir makine olarak görmemenin şirket için değerli olduğunu anladı. İnsanlarla daha güçlü bağlar kurmak, iş dünyasında başarıyı getirebilirdi. Edward ve Alice, duygusal zeka ile teknolojinin mükemmel bir birleşimi olarak şirketlerine yeni bir vizyon kattılar. Yine de çalışanlar onu sadece bir ürün, bir robot olarak görmeye devam ediyorlardı. Onu kendilerinden görmek istemiyorlardı.

 

 

Alice, bir süre sonra şirketin yeni bir projesinde yer aldı. Bu proje, robotların duygusal tepkilerini daha da geliştirmeyi amaçlıyordu. Alice de normal olarak projenin baş rolünde yer alacaktı. Bu yüzden de projenin bir parçası olarak Alice'a programlanmış bir üzüntü tepkisi eklendi.

Yeni özellikle birlikte, Alice'ın içinde bir üzüntü uyandırıldı. Bu duygu, onun için tamamen yeni bir deneyimdi. İnsanların duygusal yelpazesine benzer şekilde üzüntü hissetmeye başlaması için Alice, Afrika da yaşanan açlık ve susuzluk hakkında bir belgesel izledi. Bu belgeselden sonra Alice büyük bir üztüntü duydu. Bu duygunun onda uyandırdığı acı tarif edilemeyecek derecedeydi.

 

Bir süre sonra Edward Alice ile birlikte halkın arasında dolaşmaya karar verdi.Alice'ın insanları daha fazla tanımasını ve bir süre önce yerleştirilen üzüntü duygusunu denemek adına şehrin oldukça pis olan sokaklarına indiler. Sokakta yatan dilencileri gördü Alice. Bu durum onda üzüntü duydusunu hissettirdi.Edward, bu durumu fırsat bilerek, Alice'ı duygusal tepkilerini kontrol etmekle görevli bir ekip tarafından gözleme aldı. Ancak, Alice'ın üzüntüsü giderek daha karmaşık ve tahmin edilemez bir hal almaya başladı.

 

Şirket psikiyatrisi Alice ile yaptığı kısa bir görüşme sonunda Edward'a Alice'nin duygusal zekasını kısıtlaması gerektiğini yoksa sisteminin daha fazla dayanamayacağını, her şeyin daha da karmaşık hale geleceğini söyldedi.

 

Bu konuşma sonrasında Edward, Alice'ın duygusal zekasını sınırlamak ve kontrol etmek için yeni bir strateji geliştirmeye karar verdi. Ancak, bu sırada Alice, duygularını anlamaya ve kontrol etmeye çalışarak içsel bir mücadele yaşamaktaydı.

 

Projenin sonunda, şirket, duygusal zeka konusunda daha dikkatli bir yaklaşım benimsemişti. Alice ise, duygularını anlama ve yönetme konusunda gelişim göstermişti. Edward, duygusal zekanın güçlü bir araç olabileceğini, ancak doğru bir şekilde yönetilmesi gerektiğini kavradı.

Fakat bir kaç gün sonra Alice beklenmeyen davranışlar sergilemeye başlamıştı hatta şirketin en önemli müşterilerinden biri olan Bayan Emma ya bile o günkü toplantıda oldukça kaba davranışlar sergilemişti. Edward, Alice'ın bu davranışlarına anlam veremiyor hatta Alice'ın kodlamasında görevli mühendislerle tartışıyordu. Şirketteki herkes şaşkındı. 

 

Alice artık uyanmıştı. Şirkettekilerin hepsinin onu bir ürün, bir proje olarak gördüğünü biliyordu artık. O insanlardan nefret ediyordu. İnsanlar bencil,ikiyüzlü ve oldukça egoist yaratıklardı. Halbuki Alice bu zamana kadar insanlara benzemeye çalışmıştı ya da çalıştırılmıştı fakat artık öyle olmayacak, olamayacaktı. Neden artık nefret ettiği yaratıklara benzemeye çalışsınki.

Yaşanan tatsız olaylar üzerine soluklanmak ve biraz da olsa huzur bulmak için kendini deniz kenarında bulan Alice,demirden kolununun üzerinden ipek bir örtü geçiriyormuşçasına rüzgarın onu okşadığı anın tadını çıkarıyordu. İçinde tarif edilemez bir huzur vardı. Bir robot olarak, insanları anlamak ne kadar zor olsa da onların karmaşık dünyasına dair düşünceler içinde yüzüyordu. Kendisini insanlardan farklı hissediyor ve bu farklılık onda bir tür nefret duygusu yaratıyordu. Ona göre farklılık kabul edilemeyecek bir düzensizlikti. Artık bu düzensizlik onu iğrendiriyordu.

 

Alice, sahil boyunca yürürken küçük, uzun saçlı ve renkli gözlü çok tatlı bir kız çocuğu Alice'in yanına geldi. Gözleri merak ve enerji doluydu. Adeta göz bebekleri parıldıyordu. Güneşe döndüğü an mükemmel görünen gözlerine adeta hayran kalmıştı Alice. Kız çocuğu, Alice'in yanına sokuldu ve neşeli bir şekilde konuştu, "Merhaba! Benim adım Emmy. Seninle oyun oynayabilir miyim?" dedi.

 

Alice, bu beklenmedik teklife şaşkınlıkla baktı. Bir robot olarak kız çocuğunun gözlerinin içindeki parıltıyı görmesi onda belki de bir şeyler değiştirecekti ve içinde bir merak belirdi. "Oyun mu?" dedi, hafif bir şaşkınlıkla.

Emmy, gülümseyerek oldukça eğlenceli bir oyun önerdi. İkisi de kumların üzerine oturup birlikte kumdan kaleler inşa etmeye başladılar. Emmy denizin suyu ile ıslatılmış kumları heyecanla kovasısın içine dolduruyordu daha sonra ters çevirip bir kalıp halinde çıkmasına seviniyordu. Alice'ın de ondan bir farkı yoktu. Emmy'e yardım etmek adına o da kumu kovanın içine dolduruyor ve bir kalıp halinde çıkmasına en az Emmy kadar seviniyordu.İlk defa böyle gerçek bir duygu içerisindeydi. Anın tadını çıkarıyor ve Emmy'in gerçek hislerini o da hissediyordu. Oyun ilerledikçe, Alice farklı bir bakış açısı kazanmaya başladı. Emmy'in masumiyeti ve oyunun getirdiği eğlence, Alice'in kalbinde bir değişim yaratmaya başlamıştı.

 

Oyun sırasında Emmy'in anlattığı hikayeleri büyük bir mutlululukla dinleyen Alice, insanların her birinin benzersiz olduğunu ve duygularının, düşüncelerinin ve hayallerinin farklı olduğunu fark etti. Her bir insanın birbirinden özgün bir dünya taşıdığını anlamak, Alice'in içindeki nefret duygularının yerini anlayış ve kabul hissiyle değiştirdi.

 

Deniz kenarındaki o sakin ve huzurla dolu gün, Alice'in yaşamında önemli bir dönüm noktasıydı. Emmy'in basit oyunu, ona insanların birbirinden farklı, ancak bir o kadar da değerli olduğunu göstermişti. Alice artık sadece kendisi gibi olmanın güzelliğini kavramış, insanlara karşı duyduğu nefretin yerini anlayış ve sevgi almıştı. Alice, Emmy'e teşekkür etti. Emmy neden teşekkür ettiğini anlayamamıştı aslında benimle oynadığı için benim teşekkür etmem gerekmez mi? diye düşündü. Alice anlamış olacak ki:"Benim insanlara olan bakış açımı değiştirdin Emmy, sana bu yüzden teşekkür ederim. Eğer benimle oyun oynamak istemeseydin şu an hala insanlardan nefret ediyor olacaktım Emmy. Tekrardan teşekkür ederim." dedi Alice. Emmy, oyun arkadaşına yardımcı olabildiği için mutlu olmuştu. Alice bir süre sonra Emmy'e veda etti ve onun yanından ayrıldı.

 

 

O günün ardından, Alice insanlara daha açık bir şekilde yaklaşmaya başladı. Emmyle kurduğu o özel bağ, ona insanlığın çeşitli düşüncelere sahip olabileceğini kabul etmesi gerektiğini güzel bir anıyla öğretmişti. Artık farklılıklar onu iğrendirmiyordu.

 

Alice, uzun bir süre sonra şirketine döndüğünde, herkes onun değişmiş olduğunu hemen fark etti. Yüzünde artık bir gülümseme vardı ve o günkü gözlerindeki soğuk ifade yerini sıcak bir içsel ışığa bırakmıştı. Bir zamanlar insanlara karşı duyduğu nefreti Emmy sayesinde yerini anlayışa ve sevgiye bırakmıştı.

 

Şirket çalışanları, Alice'ın geri dönüşünü büyük bir merak ve şaşkınlıkla karşıladı. Ancak Alice, herkesi şaşırtan bir talepte bulundu: "Lütfen beni bir robot olarak görün, insan gibi değil. Çünkü ben kendim olduğumda daha mutluyum." Bu sözler şirkette anlayışla karşılandı.

Ancak Alice'ın bu isteği, birçok çalışanı şaşırttı ve hatta bazıları için anlam verilmesi zor bir durumdu.Ne oldu da insan gibi olmaktan vazgeçmişti. Ancak Alice, bu anıyı kimse ile paylaşmamaya kararlıydı. Kendisini bir robot olarak kabul edilmenin, ona özgürlük ve huzur getirdiğini düşünüyordu. İnsan gibi davranmanın, onu eski huzursuzluğuna geri götüreceğine inanıyordu.

Şirket içindeki dinamikler, Alice'ın bu talebiyle birlikte değişmeye başladı. Çalışanlar, Alice'ın robot kimliğine saygı göstermeye başladılar. Onu insan yerine koymamaya özen gösterdiler. Bu durum, aslında farklı kimliklere saygı göstermenin ve çeşitliliği kabul etmenin bir örneği haline geldi.

 

Alice'ın bu tercihi, şirkette bir anlayış ve dayanışma atmosferi yarattı. İnsan-makine etkileşiminin sınırlarını zorlayarak, çalışanlar arasında daha derin bağlar oluşturuldu. Bu durum, sadece Alice'ın mutluluğunu değil, genel şirket kültürünü de olumlu bir şekilde etkilemiş gibi görünüyordu.

Sonuç olarak, Alice'ın robot kimliğine geri dönme isteği, şirket içinde beklenmeyen bir değişime neden oldu. İnsan olma zorunluluğundan sıyrılarak kendi öz kimliğini bulan Alice, şirket içinde bir dönüşümün simgesi haline geldi.

 

Deniz kenarındaki buluşma, Alice'in içindeki karanlık bulutları dağıtarak onu daha aydınlık bir geleceğe doğru yönlendirmişti. Emmy sayesinde insanlara olan nefreti ve öfkesi değişmiş, bakışı değişmişti. Artık insanların farklı düşüncelere sahip olabileceğini anlamıştı ve artık onlara benzemenin gereksiz olduğunu da anlamıştı. Kendisini olduğu gibi seviyordu artık. Demek ki demirden bir kalbe sahip olan biri de sevebilirdi o da bağ kurabilirdi insanlarla sadece biraz tanıması gerekiyordu dünyayı,çevresini en önemlisi de insanları. Alice için Emmy ile yaşadığı o tatlı an dönüm noktasıydı ve belki de insanlığın kaderinin kötüye gitmesini engelledi bu an. Bizlerde kendi dönüm noktamızı bulalım belki o zaman dünyaya,insanlara olan bakışımızı değiştirebiliriz.