Yazar & Okuyucu Paneli

Rica

Gamze

Günlerdir ulaşamıyorum. Bir şey mi geldi acaba başına? Eğer boş yere merakta bırakıyorsa beni, bu sefer kolay kolay onu affetmeyeceğim.

Ben Ahmet ile ilgili düşüncelere dalmışken arkamdan biri yavaşça omzuma dokundu.

- Nasılsın Gamze? Bayadır görüşemiyoruz. Ahmet gittiğinden beri eski dostlarınla konuşmaz oldun. O kadar mı iticiyiz sana göre?

Sürekli peşimde dolanıp duruyor Barış. Gerçekten artık sıkıldım. Kibarca uzak durmasını istemek dahi yordu beni. Şimdi biri gelse de beni bu sıkıcı durumdan kurtarsa. Ahmet buradayken mesafeli davranmak zorunda kalıyordu, şimdi dost ayağına kendisi adına fırsat yaratmaya çalışıyor. Onun gözünde ya ben bir aptalım ve onun bana karşı olan duygularından, düşüncelerinden habersizim ya da bir noktada Ahmetten vazgeçeceğim gibi bir umuda safça tutunmuş durumda. Zoraki bir gülümsemeyle karşılık verdim.

- İşler oldukça yoğun Barış. İnan bana evden işe işten eve mekik dokuyorum. Gizemle dahi en son ne zaman konuştuğumu hatırlamıyorum.

Barış her ne kadar can sıkıcı olsa da ilginç bir gözlem yeteneği, ince bir zekası ve anlayışı vardı. Açıkçası yalan söylediğimi anlamış gibiydi. Her zaman gerçek yüzünü masum ve dostane görünen bir maskeyle örttüğünü düşünmüşümdür. Babamın hatırı olmasa kesinlikle ona hayatımda en ufak bir rol vermezdim. Nedense babam için Barış kıymetli bir hazine gibi. Bazen beni, ondan daha az sevdiğini düşündüğüm zamanlar oldu. Daima Barışla daha yakın bir ilişkimizin olmasını hayal eder ve gelecekte onu hayat arkadaşım olarak karşısına çıkarmamı beklerdi. Fakat ben Ahmet’le olan ilişkimi açıkladığımda pek tabii bu hayalleri suya düşmüştü. Yapmacık bir gülümsemeyle tebrik etmiş, ilişkimiz adına mutluluklar dilemişti. Oysa Ahmet de ben de farkındaydık olanların çünkü bir köşede Barışla hararetli bir konuşma içerisine girişmiş ve tamamen bizi unutmuşlardı. Ahmet kulağıma doğru yaklaşmış ve asla unutamayacağım sözleri fısıldamıştı. “Yaşlı çakal ve kuzu görünümlü kurt ne düşünürse düşünsün, hayatta olduğum ve sen benden vazgeçmediğin sürece, hiçbir şey bizi ayıramaz.”

Bu olayın üstünden çok bir zaman geçmeden Ahmet Almanya’ya gitti. Babam ve Barış ise o günden sonra derin bir nefes aldılar. Çünkü onlara göre bizim sevgimiz sadece basit bir heyecandı ve uzun mesafe aramızı yavaşça açacak, farklı yollara gidecektik. Oysa durum tam tersi yönünde gelişti. Biz sevgimizi tüm o mesafelere rağmen büyüttük. Eskisinden daha çok konuşuyor, deneyimlerimizi ve bilgilerimizi birbirimize aktarıyorduk. En azından şu ana kadar öyleydi. Konuşmayalı neredeyse üç gün oldu. Aramalarıma cevap vermiyor, mesajlarıma dönmüyordu. Bu durumda beni endişelendiriyordu çünkü Ahmet’in inanılmaz bir amacı, yaratmaya can attığı bir ütopyası vardı. Birçok kesimin nefretini üzerine çekmişti. Hakkında deli olduğuna dair bir takım haberler dahi çıkmıştı.

Ahmet’in çoğunluğun iyiliği için bazılarının feda edilmesi gerektiği düşüncesine kesinlikle doğru bulmuyor ve buna karşı çıkıyorum fakat şöyle bir gerçek vardı ki önünde sonunda eğer bir şeyleri yoluna koymazsak Ahmet haklı çıkacak ve insanlar büyük bir mücadeleyle karşı karşıya kalacak ve hayatta kalma içgüdüleriyle korkunç bir tablo ortaya çıkacaktı. Tüm bunları düşünürken Barış hala benden tatmin edici bir cevap bekliyor gibiydi. Cevabı beklemekten sıkılmış olacak ki konuşmaya başladı.

- Biliyorsun ve farkındasındır belki ama dünya Ahmet’in etrafında dönmüyor. Sen de bir bireysin biraz bencil olmalı ve kendini düşünmelisin. En azından seni seven, seninle vakit geçirmek isteyen dostların olduğunu hatırlamalı ve onların sevgisinin hatırına bir kahve içmeyi onlardan esirgememelisin.

Biri gelse de beni kurtarsa diye düşünürken kendine has bir yürüyüşüyle ve cıvıl cıvıl sesiyle Gizem yine tam zamanında imdadıma yetişmişti. Önce bana baktı sonra Barış’a döndü ve hemen içimdeki sıkıntıyı kavradı.

- Kusura bakmayın Barış bey, hanımefendinin bana çok önceden verilmiş bir sözü var. Birlikte sinemaya gideceğiz. Romantik komedi seni sarmaz. Ardından da kız kıza biraz dedikodu yaparız ki genellikle erkeklerin vurdumduymaz ve anlayışsız yapılarını konuşacağımızdan bu konu da kesinlikle sizin ilginizi çekmeyecektir. Haksız mıyım Gamze? Yine beni ekersen uzun bir süre seninle konuşmam, inadım pistir bilirsin.

- Önce eve uğrayıp hazırlanacak sonra da seni arayacaktım Gizem. Resmen aklımı okuyorsun ve hep bir adım önümdesin, yine benden önce davranıp bana ulaştın. Senin bu öngörüşüne hayranım gerçekten.

- Pekala öyleyse ben siz kızları daha fazla rahatsız etmeyeyim. Zaten bir saat sonra Remzi beyle görüşmem gerekiyor. Kendinize iyi bakın.

Barış uzaklaşmıştı ama sanırım numaramızı fark etmişti ve seni evde bekliyorum der gibi babamla görüşeceğini söylemişti. Ne zaman ondan kurtulmanın bir yolunu bulsam, babamla görüşeceğini belirtir eve ne kadar geç gidersem gideyim sürekli onu beni beklerken bulurdum. Bu sefer öyle olmayacaktı. Gizeme döndüm ve tabii ki ne söyleyeceğimi hemen anlamıştı ve cevap verdi.

- Bu gece bende kalabilirsin. Hem sana güzel bir sürprizim var. Bayılacaksın garanti ediyorum.

Sürprizlerle aram hiç yoktur. Çünkü babamın işgüzarlıkları ve Barış’ın kırılmaz inadı beni bezdirmişti. Ahmet’inde sade bir tarzı daha doğrusu her işi en kolay ve en dertsiz şekilde çözebilme yeteneği sağ olsun, ondan bir sürpriz bekleme ihtimalim de sıfırdı. O böyle uğraşlarla kafasını yormaz, beni etkilemek istediği zamanlarda gözlerini gözlerime diker ve bir anda “Seni seviyorum.” derdi. Bunu o kadar içten söylerdi ki ne kadar rahat olursa olsun hali, dürüst olduğunu anlardım.

Zaman geçmek bilmiyordu sanki kafam allak bullaktı. Gizem beni oradan oraya sürüklüyor akşamki kız kıza gecemize hazırlıyordu. Önce kuaföre gittik. Ardından onu alışveriş merkezleri takip etti. Sanki beni önemli bir ana hazırlıyormuş gibiydi. Ben ne kadar geçiştirmeye çalışsam da o her şeyin özenli olması için inanılmaz bir çaba sarf ediyordu. Vakit akşamı buldu ve Gizem’in evine sonunda geldik. Bana özel bir güne hazırlanıyormuşuz hissiyatı vermişti ve sinirden patlamak üzereydim. Tam tamına üç saat beni bu akşama hazırlamıştı. Kuaför seansımız yaklaşık bir buçuk saat sürmüştü. Bir saat kadar alışveriş yapmıştık. Ben ergenken o kadar alışveriş mağazası gezmemiş, alışverişe bu kadar vakit ayırmamıştım. Yarım saatte zaten akşam trafiğine denk gelmemiz dolayısıyla bir anda uçup gitmişti. Sinirden patlamak üzereydim. Gizem de ise sanki havalarda uçuyormuş gibi bir rahatlık vardı. Bu beni daha da çok sinirlendirdi. Eve girecek, gözümü yumacak ağzımı açıp içimden ne geliyorsa ona söyleyecektim. Gizem önden girdi. Salona doğru yürümeye başladı. Bende tam arkasından girecektim ki kapıyı kapatır kapatmaz biri arkamdan bana tek koluyla sarıldı ve fısıltıyla “Naber güzelim.”  dedi. Diğer elindeyse gözüme sokulmuş bir demet kasımpatı vardı. Gözlerim hafif yaşarmış, kendimi ana bırakmam için beni zorluyordu. O an tüm sinirim gitti ve arkama dönüp ona sarıldım. Ahmet karşımdaydı ve Gizem’e yardımlarından dolayı göz kırpmıştı. Gizemse ellerini çırpıyor ve gülümsüyordu.

- Yeni mi döndün? Neden bana haber vermedin?

- Açıkçası üç gündür buradayım. Eve yerleşmem ve bir takım işleri neticeye kavuşturmam gerekti. Bu da ister istemez biraz zaman aldı. Hiç yapmak istemediğim bir şey var ve durum beni ne kadar isteksiz olsam da buna zorluyor.

Gerçekten canı sıkkındı. Bu sıkıntısı ve isteksizliği onun yüzüne vuruyordu. Gözleri dalgındı ve gülümsemesi yavaş yavaş soluyordu. Onu böyle görmeye alışkın değildim.

-  Senin canını bu kadar sıkan ve senin çözemeyeceğin mesele ne olabilir ki?

- Araştırmalarım için desteğe ihtiyacım var ve nereye gidersem gideyim böyle bir araştırmaya destek veremeyeceklerini, insan hayatını tehlikeye atamayacaklarını söylüyorlar. Onlara göre araştırmam sadece uçuk kaçık bir hayalden ibaret ve bu da işin can sıkan ve baş edebileceğim tarafı ama bir şey var ki bu mecburiyet beni mahvediyor.

- Artık sadede gelir misin?

- Babanla görüşüp ondan bana özel bir laboratuvar kurmasını isteyeceğim. Ekibim hazır, araştırmam bir hayli ilerlemiş durumda iş sadece uygulamaya kaldı. Fakat hayvan deneylerine dahi izin vermiyorlar. Belki nüfuzlu ve daha açık konuşmak gerekirse parası olan biri bana yardım edebilirse bu durumu çözebilirim. Uzun uzun düşündüm ve tanıdığım bu tip araştırmalara gönüllü olarak destek veren tek işadamı baban. Ondan bir şey istemek benim baş edemediğim can sıkıcı nokta.

- Eminim ki zorunda olmasaydın ya da başka bir çözümün olsaydın babamdan yardım istemezdin. Sana yardımcı olmak için elimden geleni yapacağım. Aslında hemen babamla konuşabiliriz. Gerçi muhtemelen şu anda Barışta onunladır. Ama bu önemli değil senin bir an önce sorunlarını çözmen gerekiyor.

- Barış’ı bu ruh halimde görürsem kendime hakim olamayabilirim. Akşamın şerri sabahın hayrı demişler. Sabahı bekleyelim.

Bu konuşmadan sonra tüm sıkıntıları unutabilmek, zaman ve mekandan kopabilmek için birbirimize sarıldık ve gecenin sessizliğine bıraktık kendimizi.

Sabah hızlı bir şekilde kahvaltı yaptık. Babamı aramış ve onunla acilen görüşmem gerektiğini, mümkünse bir gününü bana ayırmasını istemiştim. İşlerini öğleden sonraya erteleyebileceğini söylemişti.

Yol sanki Ahmet için bir ömür gibiydi. Tüm sıkıntısı ve huzursuzluğu yüzünden okunuyordu. Elini tuttum ve gülümsedim. Beni kırmamak için gülümsemiş ve dışarıyı seyretmeye, sessizliğini korumaya devam etmişti.

Sonunda eve gelmiş ve babamın çalışma odasına el ele girmiştik. Babamın biraz tadı kaçmış gibiydi ama bunu belli etmemek için gayret ediyordu.

- Geri dönmüşsün Ahmet. Uzun zaman oldu, Almanya’ya yerleşeceğini dahi düşünmüştük.

- Evet açıkçası şartlar daha ideal ve insan buraya nazaran az da olsa daha özgür hissediyor. Ama neticede burası benim memleketim ve kendi ülkem için çalışmak isterim her ne olursa olsun.

- Senin gibi gençler kolay yetişmiyor. Burada çokta hoş karşılandığını söyleyemem senden önce haberlerin kulağımıza çalınıyor. Senin tanrıcılık oynadığını iddia edenler var.

- Evet farklı düşünceler bazen bir kesimi rahatsız edebiliyor. Ortaçağ Avrupası da bu gibi süreçlerden geçmişti. Rönesans’ı, reformu ve aydınlanma çağını yaşamasalardı kim bilir ne halde olurlardı. Aslında sizden bir ricada bulunmaya gelmiştim.

- Seni dinliyorum.

- Araştırmam için özel bir laboratuvara ihtiyacım ve hatırı sayılır bir kaynağa ihtiyacım var ve açıkçası birçok kurum ve kuruluş beni geri çevirdi. Benim de aklıma siz geldiniz. Sizin birçok araştırmayı desteklediğinizi, bilimsel çalışmalara yardımcı olduğunuzu duymuştum. Umuyorum ki bana da yardım edebilirsiniz.

- Bu beni oldukça şaşırttı doğrusu. Senin benden bir şey isteyeceğini hiç aklımın ucundan geçirmezdim. Senin araştırmanla ilgilenen dostlarım var, onlarla iletişime geçer ve sana yardım etmek için canla başla çalışırız. Ekibin hazır mı? İstersen alanlarında uzman olan, profesyonel kişilerle senin adına etkileşime geçebilir, yardımcı olmalarını isteyebiliriz.

- Aslında ekibim hazır. Sadece dediğim gibi özel bir laboratuvara, paraya ve sizin desteğinize ihtiyacım var.

- Öyleyse işe koyulalım ben sana haber veririm. Çalışma arkadaşlarım buna çok sevinecekler. Geleceğin oldukça parlak evlat.

Ahmet’le dışarı yönelmiştik, babam da arkamızdan el sallıyordu. Kapıdan çıkmadan  önce arkamı döndüm ve göz ucuyla ona baktım. Hemen telefonuna sarılmış, gerçekten de oldukça hızlı bir şekilde çalışmalara başlamıştı.