Kırmızı, Mavi ve Sarı

Kırmızı ve Mavi aynı sokakta, kapı komşusu evlerde, aynı sene içinde açtılar gözlerini hayata. Kırmızı zemheri kışının ayazında, Mavi yaz ortasının kavurucu sıcağında geldi dünyaya. Onlardan bir sene sonra da birinin sağ, birinin sol çaprazındaki evde Sarı alındı kucağa. 

Kırmızı, Mavi ve Sarı, aynı sokakta koştu, oynadı. Aynı okula gitti, hep beraber güldü, hep beraber ağladı. Kırmızı, Mavi ve Sarı omuz omuza büyüdü. 

Sarı'nın etekleri uçuşurdu koşarken. Kırmızı ve Mavi o eteklerin dansına hayrandı. Neşeydi Sarı. Ne olursa olsun gülümsemenin ta kendisiydi. Mavi'nin sakin soğuğuna, Kırmızı'nın öfkeli sıcağına ilaçtı Sarı'nın ufacık bir tebessümü. Yerinde duramazdı Sarı, tahmin edilemezdi. Bir tek Kırmızı ile Mavi'yi dinler, ancak onlar söylerse dikkatini verirdi. Başka kimse zaptedemezdi Sarı'yı. Hele öbür çocuklar ufacık bir şey söyleyecek olsun! Mavi buz gibi bakışlarla sözsüz işkence ederdi çocuklara, Kırmızı al al olmuş yanaklarla üstlerine yürürdü hepsinin. Rengarenk uçurtmaların ipini Kırmızı tutar, Sarı ile Mavi iki ucundan tutar koştururdu kahkahayla. Cıvıl cıvıl sesleri sokaktaki evlerin, dükkanların duvarlarına çarpar, yeniden kulaklarına dolardı. İçlerinden biri düşse, eli soyulsa, dizi kanasa hepsi beraber ağlardı. Anaları, babaları bile şaşardı bunca tutkunluğa ama onların küçük dünyalarının en doğal, en değişmez gerçeğiydi. 

Sarı, Mavi ile Kırmızı'nın kıymetlisi. 

Kırmızı, Mavi ile Sarı'nın değerlisi.

Mavi, Kırmızı ile Sarı'nın can köşesi. 

Büyüdü, serpildi hepsi. Geçen yılların farkında bile olmadan. Sarı'nın rüzgarda dalgalanan saçlarını izlemeye doyamazdı Kırmızı. Bulaşıcı neşesini kaybetmesin dualar etti her gece, bir yandan da herkesten kıskandı onu. Mavi'den bile. Oysa Mavi görüyordu Kırmızı'nın gözlerindeki bakışı, o daha kendini anlamadan o anlamıştı Kırmızı'nın, Sarı'ya sevdasını. Kırmızı oradaki küçük dünyalarını seviyordu, o küçük dünyanın dışında geleceğe dair bir hayali yoktu. Oysa büyüdükçe Sarı'ya sokak dar geliyordu, Kırmızı ve Mavi nereden bilecekti ki… Kırmızı hala değerlisi ve Mavi hala can köşesiydi ya, başka renkleri de tanımak istiyordu. Oysa Kırmızı bir tek Sarı ile Mavi ile yetinirdi ömür boyu. Onlar yanında olsun, canına can olsun yeterdi. Ah Sarı, ah koşarken etekleri uçuşan, rüzgarda saçları savrulan, gülünce Kırmızı'nın içini titreten, bakınca yüreğine kor düşüren Sarı… Mavi can köşesiydi ya, Sarı aklına düşünce o bile siliniyordu düşüncelerinden. Mavi, kıymetlisi Sarı ve değerlisi Kırmızı'yı düşünürken endişelerin altında eziliyordu sanki. Sarı'nın parlak neşesi, Kırmızı'nın içindeki kor ateşi görmesine engeldi. Kırmızı'nın kor ateşi onu yakıp kül edecek diye korkardı. Ya kendi ışıltısı da Sarı'nın gözünü alırsa, ne olurdu? Yolunu kaybederse, canı yanarsa? Çocuk değillerdi epeydir, büyümüşlerdi, kafasına top atan çocukların üstüne yürüdükleri zamanlar çoktan geçmişti. Üstelik Sarı artık canı yanınca onlara sığınmaya bırakalı çok olmuştu. Bir kaç kez uzaktan şahit olmuştu Mavi, Sarı'nın gözlerinin kenarında parlayıp yanağından süzülen gözyaşlarını silişine. Sormuş, cevap alamamıştı bir türlü. Söylese, Mavi bir şey yapamazdı belki, çocuk değillerdi epeydir, büyümüşlerdi. Kırmızı'ya söylememesini tembihlemişti Sarı, sıkı sıkıya. Öfkesinin neye sebep olacağı bilinmezdi. Bir zamanlar onu koruyan öfke, Sarı'ya bir yüktü artık. Hala seviyordu Kırmızı'yı, hala değerlisiydi ama sokakta koşup oynadıkları o güneşli günler, kardan adam yaptıkları soğuk kışlar geçeli, tepelerinden sürü halinde geçerken boyunları ağrıyana kadar baktıkları kuşlar göçeli çok olmuştu. Çocuk değillerdi epeydir, büyümüşlerdi. 

Kırmızı, Sarı'nın adım adım uzaklaşmasını içindeki korla yanarken seyretti. Gitme, demedi. Sarı'nın elini tuttuğu o günleri özledi. Sarı'nın gözlerindeki ışık sönmesin, ona veda ederken gülen güzel yüzü hiç eğilmesin diye her gece dua etti. Gitgide soldu rengi, yüreğindeki kör kırmızı hariç, tüm bedeni griye kesti. 

Mavi, kıymetlisi ile değerlisinden kopuşunu çabuk kabullendi. Kırmızı'nın içindeki kor yanarak onu kül grisine çevirirken elinden hiç bir şey gelmedi. Sarı mutlulukla gülümseyerek ona veda ederken söyleyecek hiç bir şey bulamadı. Kalabalığa karıştı, gitgide soldu rengi. Aklının bir köşesindeki o sakin mavilik hariç, tüm bedeni griye kesti. 

Sarı, Mavi ve Kırmızı'ya veda ederken çocukluk günleri gözünün önünden geçti. Değerlisi ile can köşesine veda ettikten bir kaç ay sonra anladı hayatının en güzel günlerinin onlarla geçtiğini. Hayat adım adım aldı neşesini, ufacık bir parçasına tutundu, hepsini vermedi. Gel gör ki aynada kendine baktığında o kadar artık o kadar da parlak değildi. Dudağının kenarındaki sarı tebessüm hariç, tüm bedeni griye kesti. 

Çocuk değillerdi artık, büyümüşlerdi.