İLK KALP AĞRISI

Hastane odasının açık camında aniden beliriveren beyaz güvercin, yatakta hareketsiz yatan melek misali masum ve güzel kadının başucunda durdu. Kömür karası uzun saçlarını taramak ister gibi üzerinde gezindi. Kadın uzun zaman sonra ilk kez gülümsedi. Kemiklerini saran hastalığın olmadığı zamanlara, mutlu ve sevildiğini hissettiği zamanlara gitti. Sevdiği adamın ellerinin sevgiyle saçları arasında dolaştığı mutlu zamanlarına…

Dört bir yanı dağlarla kaplı, küçük bir kasabada başlamıştı hikâyesi. İçinde yaşayan insanların hayalleri de o dağların arasına hapsolmuş gibiydi…

Üç çocuklu bir ailenin ortanca çocuğuydu.  Marangoz olan babası kazandığının çoğunu kumara yatırıyordu, annesi bahçede yetiştirdikleriyle evin geçimini sağlıyordu. Ablası kurtuluşu evlilikte bulacağını umarak yirmisinde çıkmıştı baba evinden. İnsan korktuğu ile sınanırmış. Kocası da babasından haliceydi. Erkek kardeşi sürekli başını derde sokan bir ergendi. Bütün bu koşturmaca içinde kendine bir yer bulmaya çalışan bir kız vardı o evde. Yasemin.. Doğduğu evi kaderi olmaktan çıkarmak ister gibi uzaklarda bir yerlerde hep başka bir yaşamın hayalini kurardı. İçinde onu hayal ettiği yaşama ulaştıracak bir enerji olduğunu hissediyordu. Liseyi birincilikle bitirmesine yardımcı olan da bu enerjiydi. Babasının karşı çıkmalarına rağmen verdiği mücadelelere kendi bile şaşırıyordu bazen. Ama iş üniversiteye gelince aynı güçlülüğü gösteremiyordu. Üniversite okumak için şehir değiştirmesi gerekiyordu. İçinde yaşadığı çevre ve babasının önyargıları, sırf kadın olduğu için ona bu kararı aldıramıyordu. Bu zincirleri kırmak istiyor diğer yandan korkuyordu. O kasabanın dışındaki bildiği hayat ders kitaplarından ibaretti Gerçek yaşam, orada yazılanlardan çok farklıydı. Elde edeceği hayatı düşleyince çekeceği sıkıntılara değeceğini biliyordu ancak ona ilk adımı attıracak güçlü bir el arıyordu

Aslında sıcacık bir el uzanmıştı. İlk kalp çarpıntısı;, geleceğe dair umutlarını yeşerten… Ahmet girmişti hayatına. Yağmur sonrası toprak kokusu gibi. Öylesine tanıdık, ona aitti. Okul çıkışı kuytu köşelerde buluşup, Ahmet onun saçlarını okşarken gelecek hayalleri kurarlardı. O anlarda hiçbir şey umurunda olmuyordu. Yalnızca Ahmet ve onunla kurulacak gelecek hayalleri vardı.