Yazar & Okuyucu Paneli

Dünya Göz

Keyifli okumalar...

 

 

Duvağımın arasından fırlayan kahverengi saçlarıma son kez göz gezdiriyordum. İçimdeki sıkıntıya anlam vermeye çalışarak odadaki camdan içeri süzülen rüzgar bile sakinleşmeme yardımcı olmuyordu. 

 

Kapının tıklatılma sesiyle derin nefes alıp, "Gir." dedim. 

 

Açılan kapıdan birazdan evleneceğim adamın kız kardeşi Ezgi elinde bir kağıtla gülümseyerek bana yaklaşıyordu. 

 

"Abim sana bunu gönderdi. Acele edin, nikah başlamak üzere." 

 

Kağıt parçasının elimde yer almasıyla Ezgi kıkırdayıp odadan çıktı. 

 

Terasta bekliyorum canım. Acele et.

 

Yazılan nota şaşkınlıkla bakıp gelinliğimin eteğini toplayıp tek koluma yavaşça yerleştirdim. 

 

"Umarım bunun altından bir şey çıkmaz Erdem." diye fısıldayıp yavaş adımlarla terasa doğru yol almaya başladım. 

 

Asansörün önünde beklerken yanıma yaklaşan takım elbiseli adamı fark etmemiş gibi yapıp yavaşça önüme döndüm. 

 

Asansörün içinden çıkan birkaç tane davetli bize bakıp gülümsedi. 

 

Bir tane teyze, önümüzde durup dua etmeye başlarken şaşkınlıkla yanımdaki damat'a döndüm. 

 

"Maşallah, çok yakışıyorsunuz. Allah sizi ayırmasın." 

 

"Aa siz yanlış anladınız." 

 

"Çocuğum gözümün önünde gelinle damat duruyor! Neyini yanlış anlayacağım." trip atarak uzaklaşan kadınla neye uğradığımı  şaşırdım. 

 

Asansörün içinden gülmesini durdurmaya çalışan adam hafif bir boğaz temizleme hareketi yaptı. 

 

"Geliyor musun?"

 

"Evet."

 

Asansör yukarı doğru çıkarken birkaç kişi bindi, sonra indi. Teras katta sadece ben ve o indik. 

 

Etrafta Erdem'i göremeyince telefonumu yanıma  almadığımı fark edip sıkıntılı bir nefes aldım. Terastaki kenarlıklara tutunup içimdeki huzursuzluğun geçmesini bekledim. Hayatta ailem hep yanındaydı. Ben ne yaparsam yapayım ailem bana kendi kararlarımı alma özgüvenini aşılamıştı. Hayatta en önemli şeyin aile kavramını olduğunu anlamıştım. Kimi zaman anne ve baban senin ailen oluyordu. Kimi zaman gözün gibi baktığın çiçeğin. Kimi zaman seninle uyuyan kedin, köpeğin. 

 

Hayatta herkesin ailesi farklıydı. Benim ailem beni çok seviyordu. Ama istiyordum ki eşimle karşılıklı oturup bir kitap hakkında sohbet edebileyim. Erdem'i sevmiyordum ama ileride karşılıklı sohbet edebileceğim bir adamdı. Birbirimize saygı duyuyorduk. Zamanla sevgi de oluşurdu. Hem bebeğimiz olduktan sonra saygı kavramı bize yeterli olur diye düşünüyorum. Bu yüzden evlenmemiz de gayet normaldi. 

 

 

"Doğru karar verdim."

 

Fısıltıyla söylediğim sözlerden sonra arkamda hissettiğim adım sesiyle, yavaşça arkama döndüm. 

 

"Pek doğru karar vermiş gibi durmuyorsun." 

 

"Ne!"

 

"Doğru karar vermiş gibi durmuyorsun diyorum. Etrafa panik içersinde bakıyorsun. Bir çıkış yolu arar gibisin."

 

"Bu sizi neden ilgilendiriyor, beyefendi!"

 

"Asabi olmana gerek yok. Sadece yardımcı olmaya çalışıyorum."

 

"Ben miyim asabi! Ben asabi değilim bir kere. Siz küstahlık yapıyorsunuz."

 

"Seninle tartışmayacağım. Sadece bu kadar panik oluyorsan doğru karar mı acaba diye düşün derim."

 

"Tavsiye için teşekkürler beyefendi."

 

Arkamı dönüp hızla asansöre doğru ilerledim. Çağırma tuşuna basıp asansörü tekrar beklerken şimdi daha da gergin hissediyordum.

 

Asansörün hareket etmesiyle bakışlarımı  adam hariç her yerde gezdirmeye çalışıyordum. İlk önce asansör sarsılarak durdu. Bu sırada birbirimize tutunduğumuzun  farkında değildim. Birkaç saniye sonra ışıkların da kararmasıyla ortamda nefes sesleri belirgin olunca ellerimin kollarını sıkı sıkı tuttuğunun, adamın ellerinin belimde olduğunun farkına vardım. Ellerimizi hızla birbirimizden uzaklaştırdık. 

 

"Şey ben... birden durunca." diye gevelememe aynı karşılıkla adam cevap verdi. 

 

"Aslında bende...sen düşme diye."

 

"Anladım. Teşekkür ederim."

 

"Telefonunu yanında mı? Benim ki gelin odasında kalmış." Olayın şaşkınlığıyla sesim biraz kısık çıkmıştı. 

 

"Aslında benim de telefonum damat odasında. Oraya bırakmıştım bilerek. Ama asansörünkini deneyebiliriz."

 

Asansörün tuşlarına ulaşıp telefonun ışığı kısıkta olsa aydınlatırken adamın ne yaptığını daha rahat görebiliyordum.Birkaç tuşa basınca arama başarılı olmuştu. 

 

"Merhaba, ben Baha Güvenç. Asansörde kaldık. Yardımınıza ihtiyacımız var. Evet... Yanımda bir gelin var. Anladım teşekkür ederim bekliyoruz. Acele ederseniz çok sevinirim. Nikahım var hanımefendi. Tamam."

 

Adam verdiği cevaptan sonra telefonu kapatıp sakince yere oturdu. 

 

"Napıyorsun!"

 

Ceketini yavaşça çıkarıp derin bir nefes aldı. 

 

"Arıza her zaman oluyormuş. Ekiplerin gelmesi buradan çıkmamız derken bir saati bulur. O yüzden ayakta beklemek yerine oturuyorum."

 

"Anladım." Karanlıkta parlayan mavi gözlerine daha fazla bakmayıp asansörün kapısına döndüm. 

 

"İstersen sende otur."

 

"Yok böyle iyiyim." derken sesim tereddüt doluydu. 

 

"Sen bilirsin. Bir saatten fazla topuklu ayakkabılarınla ayakta bekleyecek olan sensin."

 

"Afedersiniz ama, siz biraz gıcık mısınız?"

 

"Ben de tam olarak senden size ne zaman geçecek diye düşünüyordum. Hakaretlerini sıralarken siz yerine sen diyebilirsin. Kibarlaşmana gerek yok."

 

Bacak bacak üstüne attıktan sonra bana göz kırptı. 

 

"Ayrıca gıcık yerine küstah'ı tercih ederim." 

 

Kollarımı birbirine sardım, gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. 

 

"Sakinleştiğini tahmin ederek oturmana yardımcı olabilirim." Yanımdaki adamın durmadan konuşmasına tahammül edemiyordum. 

 

"Eğer susacaksan, lütfen yardım et."

 

Birkaç saniyelik sessizlikten sonra gözlerimi açtım. 

 

"Pekala, ayakkabılarını çıkaralım. Rahat otur."

 

Gelinliğimi çok sade tercih etmiştim. Nikah töreni için fazlaydı bile ama annemle babamın gönlü olsun diye gelinlik giymek zorunda kalmıştım. Gelinliğimin eteğini kaldırıp ayağımı uzattım. Adam eğilip ayakkabılarımı çıkarırken, bacağıma temas eden parmağıyla vücuduma bir ürperti yayıldı. Nefesimi tutarken, bakışlarımız birleşti. 

 

Karanlığın içinde parlayan gözlerimizin birleşmesi zor olmamıştı. Birkaç saniye yaşanan bu bakışmayı unutmak mümkün değildi. Sanki zaman bizim için durmuştu. Yutkunma sesiyle bakışlarımı kaçırdım.

 

Topuklu ayakkabılarımı kenara koyup bana yer açtı. Ceketini bana uzattı. 

 

"Yere oturunca gelinliğin pislenmesin, al."

 

"Teşekkür ederim." 

 

Yavaşça yere oturunca bir şey söylemesini bekledim ama bir şey demedi. Gözlerini kapatıp arkasına yaslandı. Ben de gelinliğimin eteğiyle oynamaya başlayıp vaktin geçmesini bekledim. Sessiz sakin geçen aşağı yukarı 20 dakika sonra hafifçe öksürüp konuşmasını bekledim. 

 

Oflamaya başlayınca bakışları bana değdi ama hemen geri çekti. 

 

"Akasya."

 

Gözlerinin benim kahvelerime tekrar ulaşmasıyla bakışlarından ne demek istediğimi anlamadığını çıkardım. 

 

"Ben Akasya Bilecen. Sen?"

 

"Konuşmamı istemiyordun biraz önce. Ne değişti?"

 

Nefesinin ferahlığı yüzüme ulaşırken, derin bir nefes almamak için kendimi zor tuttum. 

 

"Bak sana biraz sert çıkışmış olabilirim ama gergindim. Bu yüzden özür dilerim."

 

"Memnun oldum Akasya." Adımın dudaklarının arasından çıkmasına şaşırdım. 

 

"Ben de Baha Güvenç." Baha'nın güzel ve değişik bir isim olduğunu düşündüm. 

 

"Bende memnun oldum." 

 

"Haddimi aştıysam kusura bakma. Nikahtan önce bir tek gelinler gergin olmuyor. Damatlar da gergin oluyor. Yani anlayacağın biraz gergindim." 

 

Suratımda yer alan gülümsemeye engel olamadım. Önemli olmadığını göstermek için hafifçe omuzlarımı kaldırıp indirdim. 

 

Kapıdan gelen seslerin ardından ışıklar açıldı. Asansör hareket etmeye başladı. 

 

"Evet kalkma vaktimiz geldi anlaşılan." 

 

Çevik bir hareketle ayağa kalkıp bana ellerini uzatan Baha'ya ellerimi uzattım. Kendimi havada bulduktan sonra ayakkabılarımı uzatan Baha'ya teşekkür ettim. Baha'nın ceketini eline alıp kapıya doğru dönmesinin birkaç saniye sonra kapılar iki yana açıldı. 

 

Kapının önünde bekleyen kalabalığın içine adım atarken, kalabalığın tuhaf bakışlarını yok sayarak annemle babamın yanına gittim. 

 

"Anne neler oluyor?"

 

"Kızım..."

 

Herkesin bakışları bize dönünce gerginlikle annemin devam etmesini bekledim. 

 

"Bizim damatla, diğer düğünün gelini kaçmışlar. Size de bu mektupları bırakmışlar."

 

Annemin elindeki mektubu aldıktan sonra, bakışlarım Baha'nın dünya gözlerini buldu.