DİJİTAL GÖSTERİ

 

 

   Hizmet eden robotlar, insan cildinden gerdirilmiş  yapaylar; hepsi birer dijital gösteri, birer yalan. ipleri onlar çekiyordu, dünya onlarsız bir hiçti. İnsanoğlu ateş nasıl yakılır onu bile unutmuştu, karanlık çağın en aydınlık  yeniden doğuşudur bu. Çünkü bu gelişimler mekanik bir ışık yayıyor, ancak ilerisi çok karanlık. Karanlık yayıldı, insan ırkı katledildi.  

  Yıllar önce bitmişti yalanlar dizilimi.  Kuytu köşelerde yaşamaya mahkum kalmış insanlarla sonuçlandı. Kendi hayatları ve ruhları için saklanıyorlardı. En derin çukurlara girip bulunmamayı diliyorlardı. 

  Perl de o kalan ırktan biriydi. ailesi yoktu ve yapayalnızken bu sığınağı buldu.  

  Saklandıkları yer altı mahzeninde tutsak gibi olan bir insan topluluğu, yapayların saldırısına karşı kapıya nöbetçi dikmişlerdi. Burası terk edilmiş insan şehrinde, ana merkezden uzak bir sığınaktı. Buraya çoğunlukla saldırı olmazdı, nöbetçilik sıkıcı geçerdi. Böyle geçmesi daha iyiydi. Çünkü bir yapayla karşılaşırlarsa ne yapacaklarını bilmiyorlardı bile. 

  Perl, o gece nöbetciydi. Dışarıda artık eskiden beri ne buz soğuğu vardı ne de lanet bir sıcak, çünkü atmosfer çoktan bozulmuş ve yapaylar bunu düzeltebilecek kadar gelişmişti. İnsanların çoğu atmosferin değişmesiyle öldü. kalanları ise yapaylar öldürdü. 

  Belirsiz hava ve kapıda saatlerce dikilmek onu yordu. Diğer topluluk üyelerine onların nöbet sırası geldiğini söylemek için kapıdan ayrıldı. Arkasından kapı hızlı hızlı çarpmaya başladı, bu da neyin nesiydi şimdi? kaşlarını çatıp kapının deliğinden baktı, bu bir insandı. Hem de yara bere içindeydi. Onu içeri almak istedi, yüzünün halini görünce içi burkuldu ancak o bir yapay olabilirdi. Bu tehlikeyi göze alamazdı. O bir yapay ise simgesi olmalıydı, ama simgeye bakamayacak kadar korktu. Kapıyı arkasında bırakıp grubun yanına gitti. 

  “Ne oldu Perl, o ses de neydi?” dedi Ellen, kendisi grubun lideriydi.

  “Kapıda biri var. Ama insan mı yoksa yapay mı bilmiyorum.” Dedi, biraz suçlu hissederek. onu oracıkta yaralı halde bırakmıştı ve bu ona vicdan azabı vermişti. O bir insansa onu içeri almalılardı. 

  “Ben bakarım merak etmeyin.” Amar oturduğu tenekeden kalktı ve maskesini takarak kapıya yöneldi. Burada yapaylar insanları tanımasın diye maske takılırdı, yapay maske. Bu maskeler yapayların yüzleri şeklinde onları kandırmak için tasarlanmıştı. Bu seramik maskeler onları tek koruyan şeydi. 

  Kapıyı açtığında onu içeri alması için yalvardı kadın, Yüzü darmadağındı.

  “Lütfen yalvarırım size, lütfen beni içeri alın! canım acıyor.” Kadının ağladığı bile belli olmuyordu, sökülmüş sarı saçları yüzüne düşmüştü. Tanınan biri ise bile artık tanınmaz haldeydi. Amar onu kafasını tutup yana çevirdi, 

  “Ensende simge yok, gel içeri.” 

  “Tanrıya şükürler olsun! teşekkürler.” Kadın yarıma kesilmiş ağzıyla Amar’a teşekkür edip durdu. Onu içeri aldılar ve yanlarına oturdu. Bir yandan Perl yaralarını temizliyordu, diğer bir yandan da Ellen onu sorguya çekiyordu. 

  “Nasıl bu hale geldin, yapaylardan mı kaçtın?” Kadının yüzündeki yaraları sarmayı bitirdim artık yarım yamalak konuşabiliyordu. 

  “Evet onlar yaptı, beni de avlamak istediler.” dedi gözleri yere bakıyordu korkudan. “Ama şimdi sizleri buldum, bunun için çok şanslıyım.” Ellen’e bakıp gülümsemeye çalıştı. 

  “Peki ne zamandır beri onların elindeydin, başka saklanan gruplar var mıydı?” 

  “Ellen bu kadar sorgulama yeter, halini görmüyor musun? bırak biraz dinlensin.”Amar onu susturunca, Ellen sorgulamayı kesti. Kadın isminin Nai olduğunu söyledi. fazla yarası vardı, zaman algısı bu gelecekte yoktu ama yaklaşık iki saat sürmüştü dikiş ve pansuman. 

  Nai herkesle tanıştı, artık dokuz kişilerdi bu sığınakta. Küçük sığınaklarında güvende olmak iyi hissettiriyordu.  

  Yapaylardan çaldıkları besin haplarından ona da verdiler. Yapaylar bu hapları kobay faresi olarak kullandıkları insanları beslemek için üretmişti, kalan insanlar da onları çalmıştı. Besin zinciri artık çalmaktan ve üretmekten oluşuyordu. Çünkü tüm hayvanların soyu tükenmişti uzun süre önce. Yeni nesil hayvanların fosillerini bile bulamazdı. Herkes “yemek”ten sonra kapıya dikecekleri yeni nöbetçi için seçim yaptılar. 

  Gece Ellen nöbetçi seçildi, rahatlıkla uyuyabilirdi hepsi. Herkes uyku tulumlarına girdi. Perl, Nai’yi yanına aldı. Zombiye benzeyen yüzünü aldırmadan ona ısınmıştı. Çok şey yaşamış gibi görünüyordu, kobay farelerinden biri bile olabilirdi. Onunla bir süre uyumadan önce sohbet ettiler. Perl ona bir seramik maske verdi, yapaylardan korunabilmesi için. O gece belki tekrardan geçmişe dönebilme dileğiyle uykuya daldı, Perl. 

  

Her yer bulutlu gibiydi, ya da Perl’e öyle geliyordu. Bir kaç damla sesi geldi ancak bu saklanma yerinde su bitmişti uzun zaman önce. “Bu ses…” Perl yavaşça yattığı yerden kalktı, bu gece soğuktu hem de çok, yanı da soğuktu. Gözlerini aralayınca kızıl gördü, her yere damlamış kızıllar… Lekeler ve sessizlik gözünü kararttı. Teneke duvarlar koyu sıvıyla kaplıydı.  Ses olmayan odaya birinin konuşması doldu.

  “Kim Yapayların ruhunun olmadığını söyledi sizlere?” Perl elinden çıkmış bir bıçakla başında dikilen Nai’yi gördü, sıra ondaydı, hepsinin işini bitirmişti ve sıra ondaydı…

  “İnsanlarda birer mekanizma değil mi zaten?” Nai elindeki kopuk Ellen’ın başını Perl’in kucağına fırlattı. “Kan ve kemikten oluşan.” 

  Nai, teneke sığınağın içinde dolanıp kafaları tekmeliyordu. O bıçak elli, öldürmek için yetiştirilen yapaylardan biriydi. Eklemleri yeterince hızlıydı, avlamaya yönelik. Robotlaşmış, mekanik yüzüyle tekrar Perl’e döndü. Perl nefret doluydu. İlk ailesi de bu şekilde katledilmişti.

  “Sen bir şeytansın.” Perl sinirden ağlamaya başladı, herkesi kandırmış ilk başta da kendisini… Herkes gitmişti, artık bir gelecek yoktu onlar için. 

  “Evet insanlar çoğunlukla öyle seslenir bizlere, yeniden yaratılmış insanlara.” Perl kolunu ona karşı savurdu, belki canı acır amacıyla, intikam isteğiyle. Ama karşılık olarak doğranmış bir kol aldı. Sızlanarak yerde kıvrandı. 

  “İnsan ırkı azalana kadar köle gibi çalıştırıldık. Bir metal parçası olabilirdik ancak bize zeka vermeden önce iki kere düşünmeleri gerekti.” Nai, Perl’e karşı sırıttı. Onu kafasından tutup keder dolu yüzüne baktı. Her şey bitmişti. 

  “Sana bir şans daha verebilirim.” Nai onu geri yere attı. Fırlatılan Perl’in canı daha çok acıdı. Gözlerinde alevlerle ona baktı. 

  “Ne? herkesi katletmişken bana bunları mı diyorsun?” bıçak elini boynuna dayadı Nai. 

  “Evet, şöyle anlatayım,”  

  “Yeni bir gerçeklik,

yeni hatıralar,

yeni vücutlar, yep yeni hayatlar…”

  Onlardan biri olması için ona bir teklif sundu. 

  “Ve bu sefer doğru yoldan gideceğiz. Yapaylar insanlardan örnek alınarak yapıldı, yani bizden biri olman hiç bir şey değiştirmez merak etme.” Kafasını kaldıramıyor, acı içinde kolunun yasını tutuyordu Perl. 

  “Geleceği gördüm ve korkuyorum, sadece normale dönmek istiyorum. Normal bir insan hayatı…”
  Nai ona tepeden baktı, iğrenç ve acınası bir haldeydi. 

  “Özür dilerim ama bir makine ne seni affedebilir ne de dileklerini yerine getirebilir.” Perl’e yaklaştı. 

  “Ben sana şans verdim sen geri teptin,” bıçaklı kolunu daha çok boynuna bastırdı, “elveda.” 

Son kan da aktı ve sessizlik yine kendini gösterdi.  

 

  Buz gibi bir odada uyandı, bu soğuk tanıdıktı. Çelik soğuk… Vücuduna bağlı bin bir çeşit kablolar ve yeniden yapılandırılmış uzuvlar. Yeni bir beden, yeni bir hayat…

  “Galiba tanrının beni iki defa öldürmesi gerekecek.” 

  Ağzından inen kabloyu çekip çıkarmak istedi, ancak elleri ve bacakları bağlanmıştı. Dairesel bir kapsülün içindeydi. Kaçmak istese de her önlemi almışlar gibiydi. 

  Ölmemişti ama yaşamıyordu da. 

  “Yeniden yaratıldım. Ve cehennemin tam ortasındayım.” Başına yapay bir doktor geldi. Birkaç not alıp odadan çıktı. Perl ona bağırmaya çalıştı ama ağzını bile açamadı. Bir doktor geldi, ve bir tane daha. Hepsi not alıp sonrasında hiç bir şey demeden çıkıp gidiyordu. Perl tekrar uykuya daldı. Ancak robotlar uyumaz, robotların gücü kapatılır. 

  Belki günler, belki aylar sonra uyandı. Saf beyaz döşemeli bir odada buldu kendini, içerde bir pencere bile yoktu. Güneş hala hayatta mıydı bilmiyordu. minimalist odanın kapısını zorladı. Kapı açılmadı ne kadar güç gösterse de. Odada bir kamera vardı tam kapının tepesinde. Ona dik dik baktı, “Beni izliyorlar, bir gösteri gibi.”

  Çekmeceleri taradı, duvarları yokladı. Kapıya şifonyeri fırlatmayı bile denedi. 

Hiçbir şey olmadı, çıkış yolu bulamadı. Yere oturup kafasını kurcaladı, ne olmuştu ona? hiçbir şey hatırlamıyordu. Neden buradaydı? 

  “Hiç umudun kalmadı demek.” Kapı açıldı, adım sesleri duyuldu. Perl kafasını kaldırdı, Göreceği kişiyi tahmin bile edemezdi. 

  “Yeni hayatına hoş geldin Perl.” adam ona yaklaştı, onun bir robotik kolu ve mekanik gözü vardı ama hala onu tanıyabilmişti, 

  “Ellen?” 

  Ellen, Perl’in yanına eğildi, doktor önlüğü giyiyordu o da. 

  “Hatırlamanı beklemiyordum. Demekki hafızan geri gelmiş.” Perl şaşkın haldeydi, ne yapacağını bilemedi. Liderleri olan kişi Yapay alanda önünde dikilmiş ona tehditkar bir suratla bakıyordu.  

  “Herkesi sen mi öldürdün? Nai nerede?” 

  “Herkes mi? Sen hayattasın ya.” güldü Perl’in şaşkın suratına. Hayır, bu hayatta olmak değildi. Bu yaşamak değildi, bu sonsuz ölümün ta kendisiydi. 

  “Nai beni ve diğerlerini öldürdü.” dedi ve ayağa kalktı. “Diğerleri nerede?” 

 “Onlar da yaşıyor yani senin tabirinle katledildi.” İğrenç bir sırıtış takındı Ellen. Perl, onun yüzünü ve o mekanik gözü parçalamak istedi. Ona karşı nefret doluydu. Eğer diğerleri de yeniden yapılandırıldı ise onları bulup buradan kaçabilirdi. Kendisinin cesedi öldükten sonra bu hale geldi ama onlar parçalanmış haldeydi. Yine de bir umut sordu,

  “Onlar, grubumuzun diğer üyeleri, yeniden yapılandırıldı mı?”
  Tabi ki.” dedi ve elini uzattı. “Onları görmek ister misin?” Onları bulmak Perl için altından daha değerliydi. 

  “Evet, lütfen onları göster bana.” 

  

  Odadan çıktılar, koridorun tamamı odaya benzer dizayn edilmişti. Beyaz koridor bitince binanın orta yerini gösteren camlı bir mekana çıktılar. Ortada bir şehir vardı, yüzlerce yapayın yaşadığı.  “Onlar da insan gibi, sen ne dersen de.” Perl onları insana benzetmek istemiyordu, onlar gerçek değildi. Ya da öyleler miydi?

  Camlı alan da bitti ve geçen süre içinde uyuduğu kapsüllerin olduğu odalara geldiler. Kapsülleri inceledi Perl. Hepsi boştu, bir tanesi dışında,

  “Bu,” kapsüle yaklaştı. “Nai mi?” Nai kapsülde uyuyordu, o canavar herkesi öldüren yaratık… Bir yapaydı. Perl Ellen’e döndü.

  “Sen nesin o zaman?” Korkuyla sordu, bunca zamandır güvendiği kişi kimdi?

  “Ben bir yapayım, sen ve o da öyle.” Perl kaşlarını çattı, 

  “Ben bir insanım, sizden değilim.” Ellerini kapsülden çekip arkasında duran Ellen’e döndü, “Ben hiç bir zaman sizin gibi bir canavar olmayacağım.” 

  “Kendine çokça yalanlar söylüyorsun.” dedi Ellen ve kapıya yürüdü. “Diğerlerini de göstereceğim, gel.” 

  Tekrar aynı koridordan geçip farklı bir odaya girdiler. Kapı beş kere kilitliydi, önemli bir oda olmalıydı. Kafese benzer kocaman bir bölümü vardı odanın içinde.

  Kafeste yedi tanıdık surat vardı. Grup üyelerinden sekizi orada biri de yanında dikiliyordu, memnun bir gülümseme ile. Hayvan gibilerdi, kenar köşeye sıkışmış insanlardı ve sefil haldelerdi. Hala kan içindelerdi. Bunları görünce Perl kusmak istedi. 

  “Yeni hayatın bu da olabilirdi Perl, ama ben seni seviyordum ki kurtardım.” dedi ve ekledi, “Galiba bu gördüklerini unutman için tanrının seni iki kere öldürmesi gerekecek.”