Çember 1

    Akşam mahalledeki  parkta yürüyüşe  çıkmıştım.Önce belediyenin işe yaramayan,turuncu açıkhava fitness aletlerinin yanından geçtim.Kimsenin de onlara pas verdiği yoktu.Az ilerdeki banklarsa doluydu.Sonbaharın son güneşini gören herkes oradaydı.Çayını termosa koyan teyzeler,çocukarının peşinde koşan yeni  ebeveynler. Çatısı ve masası olan banklar o kadar doluydu ki mahallenin ihtiyar meclisi bir tanesine dip dibe ancak sığıyordu.Kulaklığım kulağımda selam vermeden devam ettim,kim bilir ne dediler içlerinden. “İfade vermeyi”  de,milletin lafını bölmeyi de sevmiyordum. “Selam almayı hakketmiyor muyuz? ” dedilerse de haksız sayılmazlardı.

     Biraz daha yürüyünce basketbol sahasında top oynayan bir dolu çocuk vardı.En büyüğü ilkokul ikiye gidiyordur harelde.Spotify’ın reklam kısmı gelince sesini kısıyorum.Yürüyüş yolu da sahanın orada döndüğü için uzuyordu.O ara futbol daha ilgimi çekmişti.Küçük çocuklar pas verirken falan çok zaman kaybediyordu.Ben de kulaklığımı çıkarıp “Kalenin ağzında topla dönmeye çalışma,alan zaten dar.Ters de olsa geldiği zaman dönmeden topukla çaksana abisi” dedim.Yürümeye devam ettim.

     İki adım sonra kendi çocukluğum aklıma geldi.Biz top oynarken sürekli  “Topu at abinin kıllı göğsüne de bir şeyler öğren” diyen  tipleri hatırladım.Dönüş yolunda yaşlı masası  bu sefer daha makul göründü.