1. Bölüm

Sabah güneşinin beyaz yüzünde tatlı tatlı gezinmesi ile uyandı Maria Starfire yatakta doğrulurken o kızıl gür saçları okşadı adeta bir porselen gibi görünen pürüzsüz boynunu ince parmakları gözlerini bastıra bastıra okşarken odanın kapısı inanılmaz bir gümbürtü ile açıldı kızın kahverengi gözleri karşısındaki mavi gözler ile buluştu düzgünce taranmış sarı saçları beyaz tenini daha da parlatıyordu Lisa'nın gülen yüzle yatağın bir ucuna oturdu "günaydın kızıl kafa" ikizinin neşeli sesi onu da gülümsetti "günaydın lis" kafasını çevirip saate baktığında bütün neşesi yok olmuştu "sadece 25 dakika kalmış" bu heyecanı karşısındaki kızı güldürdü ancak odada bir gülme sesi daha vardı iki kız kapıya baktıklarında abileri onlara gülüyordu fazlasıyla uzun olduğu için kapının önünde biraz eğilmişti yeni uyandığı kahverengi gözlerinden ve gözlerine uyumlu dağınık saçlarından belliydi o odada gülmeyen tek kişi acele ile çanta hazırlamaya çalışan Maria'dan başka biri değildi hızlı adımlarla odada bir o yana gidiyor bir bu yana dönüyordu "tanrı aşkına bavulum nerde Louis" kapının önünde duran abisi gülmeyi bırakmıştı "abiciğim ufaklık" kızıl saçlarını sıkı bir at kuyruğu yaparken kahverengi gözlerini devirdi hızla "geç kalıcaz ve tek derdin bu mu cidden" Louis'in yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu "kesinlikle tek derdim bu kızıl şeytan" Maria üstüne uzun yeşil bir sweet geçirirken abisine baktı "abiciğim bavulum nerde" şen bir kahkaha patlattı Lisa "abim onları arabaya götürdü sende hızlı giyin 20 dakikamız kaldı" Lisa ve Louis odadan çıkar çıkmaz siyah dar bir pantolon giydi üzerine ve hızla camının önündeki duvar boşluğundan küçük siyah bir kutu çıkarttı kutuyu açarken tozlarını bile bozmamaya çalışıyordu içindeki siyah tilki şeklindeki madalyonu boynuna taktı ve sanki tek değerli varlığı o madolyonmuş gibi sweet'inin için soktu sonunda odasından çıkıp aşağı indiğinde gülüşen abisine ve ikizine katılmıştı şoför arabayı sürmeye başlamış Maria kitabını açmıştı bile o tam bir kitap kurduydu Louis telefonu ile uğraşmaya başlamıştı yüz ifadesinden anlaşıldığı üzere arkadaşlarına mesaj  atıyordu Lisa ise kulaklıklarını takmış başını cama yaslamıştı gülen yüzü hiç solmadan araba havalanmaya başlamıştı insanların gözle göremeyeceği yüksekliğe çıktıklarında hızı iki katına çıktı aradan geçen sessiz 15 dakikanın sonunda araba yavaş yavaş aşağı inmeye başlayınca anladı üç kardeş akademiye vardıklarını Lisa ve Louis eşyalarını toplarken Maria gözlerini binalara dikmişti beş binadan oluşan akademi adeta bir şato kadar ihtişamlı görünüyordu araba sonuda yere indiğinde üç kardeş arabadan kendini attı şoför bavulları arabanın yanına çıkartıp bırkaktı ancak üç çocuk da tıpkı karşılarında işlenen bir cinayet varmış gibi akademiye kitlenmiştiler şoför elini Louis'in omzuna koyduğunda genç çocuk irkilerek arkasını döndü "yeni okulunuzda ilk döneminiz evlat her birinize başarılar diliyorum" adamın yüzündeki sıcak gülümseme genç çocuğa da yansımıştı "teşekkür ederim bay Andrew siz ve bayan Andrew bizim için bir aile gibiydiniz" adamın yüzündeki gülümseme mahçup bir hal aldı gözleri kızıl saçlı kıza kaydı "her birinize öyle olduğumuzdan emin değilim" çocuğun gözleri de kardeşinin üzerindeydi şimdi "ah bay Andrew o sadece çok soğuk bir kız ama siz bizim ailemiz öldüğünden beri bir ailesiniz" Lisa elini bay Andrew'in koluna koymuştu o an orda bir baba ve iki çocuk var gibiydi Maria ise kurucusunun babası olduğu o akademiden gözlerini ayırmıyordu ta ki omzunda kendisini saran bir kol hissedene kadar "andy burda ne işin var ders başlamak üzere" neye uğradığına şaşıran Maria şaşkın gözlerle yanındaki çocuğa baktı kıvırcık kahverengi saçları burnuna dökülen çocuğun da gözleri onun üzerindeydi Maria bu çocukla göz göze geldiği anda kendisini koca bir okyanusun içinde gibi hissetti ancak kız daha ağzını açamadan çocuğun kolu omzundan çekildi acı bir bağırış çıktı  ağzından Louis çocuğun elini çevirmiş neredeyse ateş saçan gözlerle ona bakıyordu sert davranmak istemese de temastan nefret eden kız kardeşine bir yabancının dokunma düşüncesi onu  delirtiyordu "bıraksana kolumu ruh hastası" derin ses tonunda acıdan çok şaşkınlık vardı çocuğun zira karşısında hiç tanımadığı biri vardı ve kolunu çevirdiği yetmezmiş gibi bir de kendisini yakacak gibi bakıyordu "Louis" iki çocuğun da bakışları kızıl  saçlı kızın üzerindeydi "bırak çocuğu herkes buraya bakıyor" akademinin önünde bir kaç topluluk oluşmuştu meraklı gözler iki çocuğun üzerindeydi Louis çocuğun kolunu sertçe bıraktı ancak sert bakan gözlerini karşısındakı mavilerden hiç çekmeden kız kardeşinin yanına gitti "andy çekil şu manyağın yanından" Louis içinde tekrar alevlenen bir sinir hissetti "kes sesini" sesi  o kadar gür çıkmıştı kı kendisine bakan topluluktan birkaç kişinin bile adımları gerilemişti "bana bağırmayı kes sen kim oluyorsun" genç çocuk tekrar karşısındaki kıvırcığa doğru atılıyordu ki bileğini tutan soğuk bir el buna engel oldu şaşkın gözlerini bileğine çeviren Louis kız kardeşinin neden böyle bir şey yaptığını anlamıyordu normalde dünya yanıyor olsa parmağının ucuyla su bile dökmezdi  şimdi bir yabancı için temastan nefret eden Maria ilk defa abisine temasta bulunuyordu "babamızın adına leke sürdürtme lütfen" şimdi anlıyordu genç Louis neden temas ettiğini dövmek üzere olduğu  kıvırcık kız kardeşinin umrunda bile değildi tek umursadığı babasının adıydı genç çocuğun aklı bu düşüncelerle dolarken bileğindeki soğukluk yerini hiçliğe bıraktı "gidelim" Maria'nın soğuk sesi Louis'in kulaklarında uğuldadı buna rağmen kız kardeşinin peşine takıldı kısa  süre içinde yanına gelen lisa onun bu dalgın hallerinin çözümü olamadı dört binanın tam ortasında ihtişamla duran beşinci binaya girdiklerinde bavulları ve eşyaları çoktan yatakhanelere gönderilmişti üç kardeş büyük ortak salona girdiklerinde neredeyse tüm bakışlar üzerlerindeydi salonun içinde dört binaya özel uzun masalar vardı masaların üstü envai çeşit yemekler ve tatlılarla doldurulmuştu salonun en sonunda büyük duvarda beş tablo asılıydı Lisa ve Louis Starfire binasının toplandığı masaya doğru ilerlerken Maria doğrudan tabloların üzerine ilerledi toprak gözleri sadece bir tablonun üzerindeydi en ücra en karanlık köşeye bir çöpmüş misali asılmış olan "Marcus Starfire" orta yaşlarda saçları beyazlamaya başlasa da kuzgun karası rengini belli eden toprak gözlü bir adamdı Marcus üzerindeki siyah cübbesi kucağında tuttuğu yaşlı tilki'nin rengini daha da ön plana çıkartıyordu bakışlarında kurnazlık vardı belki ama yüzündeki belli belirsiz gülümseme gururun göstergesiydi Maria bir adım sağa ilerledi hayranlık duyduğu babası karanlıkta kalmıştı gözleri bu defa oldukça genç bir kadının fotoğrafının üzerinde geziyordu siyah elbisesinin üzerine giydiği yeşil cübbe parlıyordu adeta omzunun hemen üzerinde bir fare fotoğraftan genç kızın gözlerinin içine baktı buna rağmen kızın gözleri ağır ağır fotoğrafın altındaki isim kartına indi "Morgan Silver" bir adım daha sağa gitti Maria babası artık  tamamen karanlığa gömülmüştü bu defa sarı saçların altında cam gibi parlayan mavi gözler karşıladı onu oldukça yaşlanmış bir adamdı bu fotoğraftaki kırmızı cübbesi çok ihtişamlı görünmenin yanı sıra kolunun hemen altındaki kaplanı da ön plana çıkartıyordu kızın gözlerini nefret kapladı okul fikrini babasından çalan adamdı bu yüzündeki mütevazi gülüşe rağmen ne de kibir dolu bakmıştı fotoğrafta Maria derin bir öfkeyle isim kartına baktı "Fred Goldory" bakışlarını son kez mavi gözlere çeviren kız sağa doğru bir adım daha attı mavi cübbeli bir adam karşıladı onu kahverengi saçları yeşil gözleri ile karışınca adeta bir orman görüntüsü yaratıyordu yanakları derin gamzelerle süslenmişti kucağındaki kolunun üzerinde yatan beyaz sincap mavi cübbesinin üzerinde bulutlardan bir parca gibi duruyordu yüzünde gururlu bir gülümseme ancak gözlerinde bir dahinin düşüncelerini barındırıyordu genç kız bu adamın zekasına hep hayranlık duymuştu zaten bildiği ismi görmek için isim kartına baktı "Robert Roy" Maria son kez sağa doğru bir adım attı uzun sarı saçlı toprak gözlü bir kadın vardı bu defa karşısında sarı cübbesi parmağının ucunda duran minik kırlangıcın açtığı kanalarına ihtişam veriyordu kadının yüzünde zarif bir gülümseme vardı gözleri ise diğer fotoğrafların aksine doğrudan karşıya değil parmağının ucunda duran minik kırlangıca dönüktü Maria bu gözlerde saf şefkat gördü ve son kez isim kartına baktı  ancak bu sefer o daha okuyamadan bir ses duydu "helena dress çok zarif öyle değil mi" Maria başını kaldırdı hemen yanında duran çocuğa baktı ona ters çıkmak gibi bir niyeti yoktu başını  hafifçe salladı "zarif ve güzel" çocuk gözlerini tablodan ayırmıyordu kız ise başka bişey söylemeye gerek dahi duymadı arkasını döndü ve Starfire masasına doğru ilerledi son ana kadar çocuğun da kendi masasına gideceğini düşünüyordu ancak çocuk bir çırpıda bileğini kavradı "o masaya ait değilsin andy sen bir Goldory öğrencisisin" kıvırcık saçlarını geriye atmıştı bu defa okyanus gözleri dahada meydandaydı ancak Maria o okyanuslara bile odaklanamadı çocuğun kurduğu cümle tümüyle midesini bulandırmıştı yüzünü ekşitti bileğini sert bir şekilde çekti her hareketi karşısındaki çocuğunn yüzünde ayrı bir şaşkınlık yaratıyordu "bakın bana neden andy diyorsunuz bilmiyorum ancak ben andy değilim" duraksadı gözleri Goldory masasına kaydı "ve inan asla bir Goldory öğrencisi olmam" sakin ancak soğuk bir sesi vardı ses tonu ise oldukça alçaktı çocuğun ağzı açıldı ancak diyebildiği tek şey hiçbir şey oldu çocuğun diycek bişeyinin kalmadığını anlayan Maria abisine ve ikizine baktı çoktan bir grubun arasına girmişlerdi bile gülüşüyor muhabbet ediyorlardı Louis kendisine bakan kız kardeşini görünce masadan kalktı yüzünde büyük bir gülümseme vardı hızlı adımlarla vardı kız kardeşinin yanına yanına varır varmaz öldürücü bakışlara maruz kaldı elbet "bana öyle bakma Maria madem artık burda okuyoruz birkaç kişiyle tanışmak sorun olmaz" Maria az önce abisinin aralarından çıktığı gruba baktı ardından ikizinin yüzündeki gülümsemeye baktı "pekala Louis size iyi eğlenceler" abisinden cevap beklemedi masanın en köşesine Marcus Starfire'nin fotoğrafına en yakın yere oturdu tabloların hemen altında öğretmenler için kurulmuş büyük bir masa vardı genç kız orda yemek yiyen öğretmenlere baktı ardından masanın başında oturan okul müdürüne baktı fazlasıyla yaşlıydı saçında beyaza bürünmemiş tek bir tel yok gibiydi buna rağmen o masadaki en genç oydu aslında evet diğer öğretmenlerin hepsi yaşça ondan küçüktü ancak buna rağmen o masada en enerjik insan müdür gibi görünüyordu yemek saati böylece akıp gitti salondaki herkesin aksine Maria ağzına tek lokma koymadı sonunda o an geldi yaşlı müdür kürsüye çıktı asasını boğazına dayadı "sessizlik lütfen arkadaşlar" o koca salonda herkes duydu sesini "bu gün aramıza dört yeni arkadaşınız katıldı" Maria'nın yanında bir çocuk homurdandı "dönem ortası ne öğrencisi bu böyle" dönem ortası olmasını umursamadı genç kız dördüncü kişi kimdi onu düşünüyordu "evet biliyorum dönem ortası transferlerini sevmiyorsunuz ancak yıkılan okulumuzdan gelen bir arkadaşınız var kendisi okulu yıkıldıktan sonra burda okumaya karar verdi ve bizler zor durumda olanlara yardım etmekle bilinen bir okuluz bu yüzden ilk transferimiz Tommy Moonlight" Dress masasından bir çocuk kalktı uzun ve yapılı bir çocuktu kısa sürede okulun yakışıklılar lisatesine gireceği kesindi kıvırcık saçları düzenli bir kesime sahipti yeşil gözleri beyaz teninde parlıyordu çocuk meraklı kalabalığa baktı "bay Barnes bana bu imkanları tanıdığınız için minnettarım efendim" yüzünde hoş bir gülümseme oluştu bay Barnes ise çocuğun saçlarını okşadı hemen kürsünün yanına getirilen su kabına ve bıçağa baktı "hadi evlat binanı öğrenme vakti" Tommy hiç tereddüt etmeden bıçağı aldı ve avcunun içine ufak bir çizik attı elini su kabının üzerinde tuttu yumruğunu sıktığında akan birkaç damla kan suyun rengini tamamen kırmızı yapmıştı kabın içindeki su yavaş yavaş döndü ufak bir girdap oluştuğunda suyun içindeki bütün kan o girdabın içindeydi girdap yok olduğunda kanın rengi sarı görünüyordu "Dress" Tommy yüzünde memnun bir gülümseme ile az önce kalktığı masaya oturdu "evet şimdiki transferlerimiz okulumuz için çok önemli zira bu okul onların gerçek evi babalarının bu  koridorlarda çok emeği var" meraklı gözler etrafta dolaştı Maria'nın toprak gözleri ise babasının fotoğrafındaydı "öncelikle Lisa Starfire lütfen buraya gelin" Lisa ayağa kalkıp yürümeye başladığında salondan binlerce ses yükselmeye başlamıştı "öz çocukları mı" "onun gibi kötü insanlar mı" "onun yetiştirdiği insanlardan iyilik göremezsin" "kesin hepsi Starfire binasına gider kötü kanların hepsi orda" Lisa duyduğu laflar yüzünden yavaşlayan adımlarını sonunda bay Barnes'ın yanına ulaştırmıştı o da biliyordu babası kötü bir insandı ve ikizinin aksine babasına hiç saygısı yoktu "öncelikle bu dönem ortasında bizleri okulunuza kabul ettiğiniz için teşekkür ederim bay Barnes ve evet ben Marcus Starfire'ın öz kızıyım kardeşlerim arasında en iyi niyetlisi benim bu  yüzden sakın beni babama benzetip iyi niyetimi süistimal etmeyin çünkü ailenin en iyi niyetlisi olmam iyi davranacağım anlamına gelmez" yüzüne sahte bir gülümseme kondurup konuşmasını bitirdi ardından bıçağı eline alıp avuç içine derin olmayacak bir kesik attı damlayan kanı suyun rengini değiştirirken çoktan girdap oluşmaya başlamıştı bile Lisa babasının binasına ait olmadığına emindi bunu umuyordu nitekim ait değildi de çünkü suyun rengi mavi olmuştu "Roy" Lisa yüzünde içten bir gülüşle Roy binası öğrencilerine karışırken Maria derin bir hayal kırıklığı ile onu izliyordu "şimdi ise Louis Starfire lütfen buraya gelin" Maria abisine baktı kimseyi umursamadan gururla çıktı kürsüye "öncelikle teşekkür ederim evet Marcus Starfire'nın oğlu olmak iğrenç bişey gibi görünüyor biliyorum benim de bu duruma bayıldığım söylenemez ancak biz buyuz ve bizi babamıza benzetmenizde sorun yok ancak" Louis'in gözleri kendisini hayal kırıklığı ile izleyen kızıl saçlı kıza kaydı "benim güzel kızlarımı babam yüzünden yada başka bir şey yüzünden üzen olursa babamın oğlu olduğumu göstermekten hiç çekinmem" konuşması biter bitmez avuç içine bir kesik attı suyun girdap oluşturması uzun sürmedi döndü döndü döndü ve sonunda su yeşile dönüştü "Silver" Louis gözlerini kardeşine dikti artık ona bakmıyordu gözleri olduğu gibi babasının fotoğradındaydı içinde bir burukluk hissetti genç çocuk adeta kardeşine ihanet etmiş gibi hoş bunun kardeşinin gözünde ihanetten farkı yoktu çaresizlik içinde Silver öğrencilerinin arasına karıştı "ve son olarak Maria Starfire" artık büyük salonda kimse bir Starfire'ın Marcus'u sevdiğini düşünmüyordu "Maria Starfire" Louis ve Lisanın gözleri kardeşlerini aradı ancak oturdukları masadan onu göremediler "Maria burdaysan lütfen gelir misin" Maria yerinden kalktı büyük bir kararlılık içindeydi ancak yüzünde görülen tek şey hissizlikti salonda herkes şaşkın gözlerle bakıyordu "andromeda mı bu" "yok kızım onun yüzü hiç böyle hissiz olmadı" "bu ne benzerlik ya" "ikizi olabilir mi" "iyide o bir Starfire" Maria söylenenlerden bir anlam çıkartamadı ancak sonunda kürsüye çıktığında eline bıçağı aldı bir konuşma bekleyen kalabalığa değil sadece babasının fotoğrafına bakarak eline oldukça derin bir yarık açtı öyle ki kan fışkırarak çıkmıştı genç kızın yüzü de saçları gibi kızıldı şimdi yumruğunu sıkarak zaten hızlı akan kanı daha da hızlandırdı kabın içindeki su tamamen kan kırmızısı olduğunda oluşan girdap kanın hepsini alamadı bile zira daha elinden akarken çıkan koyu kan kabın içinde kapkara oldu bay Barnes da tıpkı öğrenciler gibi şaşkındı "Starfire" Maria yüzünde hiçbir ifade olmadan Roy öğrencileri arasındaki ikizine baktı ardından aynı ifadesizlikle Silver öğrencileri arasındaki abisine gözlerinden okunan tek şey güven sarsıntısıydı gözleri bu defa bay Barnes'e döndü "öncelikle teşekür ederim bay Barnes evet ben Marcus Starfire'ın kızıyım ve babamla gurur duyuyorum ayrıca bilmenizi isterim o ne kadar kötüyse bende o kadar kötüyüm bir daha onun hakkında kötü konuşulursa size kara kanın ne demek olduğunu bizzat gösteririm" belki daha konuşurdu Maria ancak Goldory binası öğrecileri arasından çıkan bir kız ile yüzünde bir ifade belirdi şaşkınlık.